Esperanto dilini daha iyi anlayabilmek için

Aşağıdaki yazı  Esperanto konusunda yaptığım henüz yayınlanmamış bir söyleşiden alıntıdır.

Vasil Kadifeli

Esperanto scrabble

Esperanto nedir?

Esperanto uluslararası iletişim dili olması için (bugünkü İngilizce gibi) tasarlanmış mükemmel bir dildir. Tasarımında gözetilen amaç dilin çok kolay olması ve hızlı öğrenilebilmesidir. Bundan başka ne isteyebiliriz ki. Konuya daha fazla devam etmeden önce istereniz Türkiye’yi ve İngilizce öğrenim durumumuzu bir düşünün.

Esperanto dilinin dilbilgisini öğrenmekiçin 1-1.5 saat yeterlidir. Genel olarak 48 saatlik bir çalışma sonrasında Avrupa standardına göre dil öğreniminde B1 seviyesi başına gelebilir insan. Gençler genelde 15-20 saatlik bir öğretimden sonra konuşmaya başlarlar.  İsterseniz Lise sona gelmiş, ilkokul ikinci sınıftan beri İngilizce önrenen bir öğrencinin durumunu da düşünebilirsiniz.

Esperanto dili tasarlayan bir Polonya’lı göz doktorudur: Ludwik Lejzer Zamenhof. Üzerinde yıllarca çalışmış bu konuda. Beş altı dili çok iyi konuştuğunu 8-9 dil hakkında da bilgisi olduğunu biliyoruz. Zamenhof 1887 yılının 27 Temmuz günü ilk olarak Rusça dilinde “Unua Libro” (Birinci Kitap) dediğimiz broşürü ile dili zamanının önemli kişilerine tanıtmış. Tolstoy mesela bunlardan birisi, kendisi tam olarak bir esperantist olmamış ancak dili öğrenmiş ve “birinci haftanın sonunda konuşamasam da yazılanları gayet iyi anlamaya başladım” demiştir, sonradan Esperanto’ya her zaman destek vermiştir.

Unua Libro’nun diğer dil sürümleri de bunun ardından hızla yayınlanıp o zamanın dünyasına Esperanto dilinin tanıtımı yapılmıştır.

Zamanında Esperanto dilinden şüphe duyanlar Zamenhof’un ve onunla birlikte başkalarının da değişik dillerden Esperanto’ya yaptığı tercümelerle dil hakkındaki fikirleri değiştirmeyi başarmış. Özellikle 1894 yılında Zamenhof’un çevirdiği Hamlet kitabını yayınladığında Esperanto hakkında fikirler tamamen değişmeye başladı. Hamlet edebiyat dünyasının ağır metilerinden biri olarak bilinir.

Esperanto’nun tarihçesine çok fazla girmeden konumuza devam edelim.

 

Esperanto üzerine düşünceleriniz nelerdir?

Esperanto son derece kolay bir dildir. Öğrenmesi ve kullanılması lego oyunu gibi olan bir dildir. Eskiden kitap okurken, roman mesela, İngilizce dilinin Türkçe’den daha iyi doluğunu düşünürdüm. İngilizce ile cümleler daha iyi sentezleniyordu bana göre. Esperanto’yu öğrendikten sonra bu dilin İngilizce’ye ne kadar üstün ve güçlü olduğunu gördüm.

Esperanto dünya dili olmak üzere tasarlanmış bir dildir. Dilin öğrenilmesinde ölçü olarak  zaman zaman kurslar düzenlediğimiz 100 sayfalık “Doğrudan Metod ile Esperanto” adlı Slovak yazar Stano Marĉek’in, içinde 22 ders olan ince bir kitapından yola çıkarsak şunları söyleyebiliriz:

  • Dilin tümünü bu kitabı dikkatlice çalışmanız durumunda öğrenebiliyorsunuz.
  • Yabancı dil öğrenmeye meyilli birisi veya bir yabancı dil bilen birisi bu kitaptaki her bir derse hakkı ile 2 saat harcasa toplam 44-48 saatte bu kitabı bitirebilir. Diğer kişiler için bu süre az daha fazladır.
  • Kişiden kişiye değişen dil öğrenme yeteneğini göz önüne alırsak en fazla 100 saatte bu dil öğrenilebilir.
  • Kelime haznesi küçüktür ve latin kökenli dillerden alınmış kök kelimelerden oluşmaktadır. Kelime haznesi küçük olsa da ön ve arka eklerle ve kök birleştirmelerle öğrenilen bir kökten duruma göre ortalamada 10 farklı kelime üretilebilmektedir. Yani Esperanto öğrenen birisi diğer dillerdekinin aksine belki 1/10 oranında yeni kelime ezberlemesi gerekmektedir. Dilbilgisinde ise istisnaları olmayan çok basit bir yapı vardır ve dediğim gibi 1-1.5 saat içinde dilbilgisi öğrenilebilir.

 

Bugün’e kadar Türkiye’de ve Dünya’da Esperanto ile ilgili açılımlar nelerdir?

Aslında bu konuda pek fazla bir şey yapılmış değildir desek yeridir. 1900 başlarında Birleşmiş milletlerde İran destekli bir öneri ile bu organizasyonun içinde iletişim dilinin Esperanto olması içim bir önerge verilmiş ama Fransızlar veto etmiş. O zamanlar uluslararası dil Fransızca idi çünkü. İkinci dünya savaşından sonra bunun yerini şimdi İngilizce almış durumda.

1954 Montevideo Uruguay’da yapılan Unesco toplantısında ülkelerin Esperanto’ya eğitimde önem vermeleri konusundan tavsiye kararı çıkmış ancak kimse buna pek kulak asmamış.

Bugün Esperanto’ya Doğu bloku ülkelerinde bir miktar önem verilmektedir. Mesela Macaristan’da yabancı dil seviyesi devlet eli ile bir organizasyon tarafından ölçülmektedir ve buna göre insanlar maaşlarından dil ödeneği almaktadırlar. Esperanto bu dillerden birisidir. Gene bazı ülkelerde Üniversite’de özellikle doktora diploması alabilmek için gerekli olan ikinci bir yabancı dil için Esperanto dili de kabul edilmektedir.

Amsterdam Üniversitesinde bir Esperanto kürsüsü vardır. Polonya Poznan’daki Adam Mickiewicz üniversitesinde lisansüstü seviyesinde Esperanto dilbilim programı vardır, hatta bizden bir hanım şu anda bu bölümde okumaktadır. San Marino’daki uluslararası AIS üniversitesinde doktora tezini içinde Esperanto dili de olan bir çok dilden birinde yazabilir savunabilirsiniz.

Brezilya’da Esperanto öğrenimi çok yaygın ama en dikkat çeken Çin’deki Esperanto’ya olan ilgidir. Uzakdoğu dillerini konuşanların bir batı dili öğrenmesi çok zordur, düşünün ki Çince’de L ve R harflerini ayırabilen kimse yoktur. Esperanto onlar için en kolay batı dilidir. Çin’de iki üniversitede Esperanto ile öğretim yapılan bölümler bulunmaktadır. Bir çok üniversitede Esperanto dil dersi seçmeli olarak mevcuttur. Ayrıca bir çok ilkokulda Esperanto eğitimi verilmektedir.

İngiltere’de Liverpool  Üniversitesindeki bir araştırmaya göre önce Esperanto öğrenen çocukların diğer dillere daha sonra çok kolay bir geçiş yaptıkları ve diğer dilleri çok hızlı öğrenebildikleri tespit edilmiştir. Düşünün, bugün Türkiye’de  ilkokul 2. sınıfta çocuklar İngilizce öğrenmeye başlıyorlar ancak lise son’dan mezun olanlar doğru dürüst bir cümle bile kuramamaktadırlar. Halbuki bir ya da iki sene (ilkokul 2. ve 3. Sınıfta mesela) bu çocuklara önce Esperanto dili öğretilse sonra diğer dillere geçseler çok başarılı yabancı dil bilen kişiler yetiştirmiş oluruz. Esperanto eğitimi yabancı dil öğrenmeye olan korkumuzu yenmemize çok yardımcı olan bir eğitimdir. Ayrıca dil basit olduğundan öğrenirken özellikle çocukların kafasında bir dil öğrenme metodolojisi oluşmaktadır. Bunlar en basiti İngilizce de olsa, dil öğrenirken oluşamayan şeylerdir.

Türkiye’de Esperanto neredeyse dilin geçmişi kadar eskidir. Daha 1905’lerde Esperanto ile ilgili bölük pörçğk de olsa bilgiler bulmaktayız literatürde. Bugüne kadar dört tane dernek kurulmuş olsa da bugün bir derneğimiz yoktur. Facebook sayfamız “Esperanto Türkiye” ve bu web sayfası etrafında gevşek şekilde organize olmuş bir grubuz.

 

Bir insan Esperanto dilini neden öğrenmeli?

Bence çocuklarımıza genç yaşta Esperanto dilini öğretmeliyiz. Araştırmalara göre özellikle 7-11 yaşları arasındaki çocukların  yabancı dil öğrenmeye en yatkın oldukları yaşlardır. Dolayısı ile bu erken yaşta Esperanto dili ile başlarsak, çocuklarımız daha sonra diğer dilleri çok daha kolay ve hızlı öğrenebilirler. İlk önce Esperanto öğretildiğinde öğrenciye sıkıntı vermeden dil öğrenme sevgisini aşılarız, öğrenci de dilin karmaşasına girmeden kendi kafasında bir dil öğrenme metodolojisi oluşturur. İngilizce, Fransızca, Almanca ile başlarsak dildeki istisnalar ve karmaşadan dolayı, öğrencide dil öğrenmeye karşı bir tavır oluşur. Matematik korkusu gibi, yabancı dil öğrenmeyi de istemez öğrenciler.

Esperanto öğrendiğimizde bir kaç ay içerisinde dünyanın her yanından insanlarla konuşmaya başlayabiliyor kişiler. İngilizce veya başka bir dilde bunu gerçekleştirmek çok zor bir şeydir.

Dünyanın her yanından arkadaşlar edinirse kişi, dünya hakkında vizyonu da değişir, hayata farklı şekilde bakmaya başlar.

Gençler bu dil ile dünyayı dolaşmaya başlayabilirler. Esperantistler arasında başka bir Esperantist’i misafir etmek gezdirmek bir gelenektir. Zamanında kişiler dili konuşacak pratik edecek bu tip bir yola yönelmişler bugün tabi Inyernet var bunun için. Bunun için Pasaporta Servo dediğimiz ve birisini misafir edecek kişilerin listesini veren bir kitap hatta web sayfası vardır.

Liseyi bitirsek de içimizden dilbilgisi öğrenebilen çok az sayıda kişi vardır. Üniversite’lerin ilk yılında öğrenciye tekrar Türkçe dersi verilmektedir çünkü insanlar doğru dürüst yazmasını öğrenmeden liseden mezun olmaktadırlar. Halbuki Esperanto basitliği ile bize bir dilin yapısını, dilbilgisini, öğelerini, özelliklerini hızlı şekilde, kafa karıştırmaksızın, detaylarda boğulmaksızın öğretir ve bunu diğer dillere de uygulamamızı sağlar. Bu şekilde daha doğru yazı yazmamızı öğretir.

Bunun ötesinde Esperanto çok güzel bir dildir, kısa sürede ve tam olarak öğrenilebildiğinden, onu öğrenmemek çok yazıktır. Hızlı şekilde çalışın, öğrenin ve aradan bunu çıkartın!

Bu dili öğrenmenin zaman kaybı değil tam tersi faydaları olduğunu göreceksiniz. Hem bugün nelere boşa zaman harcamıyoruz ki. Düşünün elimizde bir “akıllı” telefon butün gün boşa zaman harcamaktayız. Bu zamanda birazını Esperanto’ya ayırsak bir dil öğrenmiş oluruz.

Esperanto dili ayrıca insann hobisi de olabilir.

Daha başka bir çok şey sayabiliriz ancak tabi ki bunlar insanların dil öğrenme kapasitesine de bağlı olan şeylerdir.

 

Zaman içerisinde dünya’da bir çok yapay dil geliştirilmiş ve bu gelenek devam ediyor. Esperanto bunlardan farklı olarak ne yaptı?

Aslında ben “yapay dil” ifadesini pek sevmeyen birisiyim.

Yapay diller Sümerler’deki Emesal dilinden beri zaman zaman dünyada ortaya çıkmaktadırlar. Benim kanıma göre dillerin hepsi yapaydır, çünkü dil aslında iki kişi arasındaki bir anlaşmadır: “ben bu nesneye “masa” diyeceğim sen de öyle anla”. Ancak baştan bir tasarım yapılmadığından, “kervan yolda düzülür” mantığı ile gelişir bu diller ve sonunda ortaya bir karmaşa çıkar. Önce dil oluşur dilbilgisi kitapları sonradan yazılır. Dilbilimciler bu karmaşık dillere “doğal” deyip, tasarlanmış olanlara “yapay” diyerek  işin içinden çıkarlar, bir yerde küçümserler.

Doğal dillerde de dünyanın bir çok yerinde revizyonlar yapılmaktadır zaman zaman, dildeki karmaşaları atmak için çalışmalar yapılır, yeni kelimeler üretilmeye çalıılır vs. Türkiye’de bile bu tip bir çok çalışma mevcuttur. Bunlar da bir şekilde yapay dil geliştirme kapsamının en alt çalışmalarındandır.

İnsanlar yüzyıllar boyunca yapay diller oluşturmuş, bunlardan bazılarını da kullanmışlardır. Mesela “kreol” ve “pidgin” dediğimiz diller insan eli ile başka dillerden yaratılmış füzyon dillerdir ve bunlar gerçekte bugğn bazı yerlerde kullanılan dillerdir.

İnsanda 7-11 yaş dil öğrenme açısından çok önemli bir dönemdir. Gene bu dönemde farklı ana dili olan bir kaç çocuğu bir araya koyarsanız ortaya farklı bir dil çıkar. Çünkü iletişim ihtiyacı insanın içinde doğal olarak var olan bir reflekstir. Ve bu dil eğer daha sonra resmi olarak iletişim dili olarak kullanılmaya başlanırsa ortaya bir “pidgin” dili çıkmış olur. Bir sonraki neslin anadili olursa o zaman bu dile “kreol” dili denir. Hint okyanusu ve Pasifik’teki bazı adalarda bu tip diller oluşmuştur.

İbranice başka bir örnektir. Bu dil bazı din yazılarının dışında bir zamanlar tam olarak unutulmuş bir dil idi. Tarihsel olaylardan dolayı İbranice’nin yerini önce Aramice almış ardından din kitapları da bu dile çevrilmiş. Roma döneminde tamamen konuşulan bir dil olmaktan çıkmıştır. Yahudiler yaşadıkları yerlerdeki muhtelif dilleri konuşmaya başlamışlar. Bunlarda bazıları başka dilleri belki hatalı konuşmaları sonucu veya belki kendilerine uygun olarak değiştirip kullandıklarından ortaya farklı diller çıkmış. Mesela Yidiş dili Almanca ile bir zamanların İbranice’si arasında bir dildir. Ladino dili İspanyolcanın bir türevidir. Elde saf ibranice’den bir miktar yazılı metin kalmıştı ki İsrail’in kuruluşu aşamasında özellikle Elyezer Ben Yehuda’nın kişisel çabalarıyla İbranice tekrar bir konuşulan dili haline getirilmiştir. Bugün bu dilin gerçek ibranice mi yoksa ondan az da olsa farklı bir dil midir, tam olarak bilmiyoruz. Bu örnek de kanımca bir çeşit yapay dil çalışmasıdır.

Tam yapay diyebileceğimiz dillerden ise bugün en Başarılısı Esperanto dilidir. Volapük ve İdo yapay dillerden en fazla adı duyulmuş olanlardır.

Komik gelebilir ama Uzay Yolu dizisinden bildiğimiz Klingon’ca, ve Yüzüklerin Efendisi trilojisindeki Elf’çe de tasarlanmış dillerdendir ancak tabi ki yaygın bir kullanımları olmadığından tam diller değildirler, kelime hazneleri sığdır, dilbilgisi kurallarının tümü belli değildir. Gene de Internet’ten bu dilleri öğrenmek isteyenler için bolca kaynak bulunabilir. Duolingo’da Klingonca öğreten dersler başlamıştır.

Baleybelen (Bala-i Belen) dili Osmanlı’da yaratılmış bir yapay dildir. Maksat elit’lerin ve devlet büyüklerinin şifreli bir dili olmasıymış.

Bugün Türkiye’de bile son yıllarda bazı kişilerin amatörce de olsa geliştirilmiş olduğu benim bildiğim iki yapay dil var: Olesi ve Nomuli.

Esperanto ise tasarım olarak harika bir dil olması ve de kelime haznesi (kök’ler demek daha doru olur) temelde Romans dillerden oluşturulduğundan, örnek olarak kökler Fransızca, İspanyolca, İtalyanca, ayrıca İngilizce, Almanca, Rusça gibi dillerden ödünç alındığından herkes Esperanto’da kendisinin bildigi bir şeyler buluyor. Tabi ki ayrıca 1.5 saate sığan basit dilbilgisi, yapısı ve istisnalarının olmaması Esperanto’yu bugüne getirmiş olan gücüdür.

Dünya üzerinde iki milyon kişinin şöyle ya da böyle Esperanto konuştuğunu tahmin ediyoruz. Bu pek inanılmayan bir rakkamdır ancak son bir kaç yılda Duolingo’daki İngilizce’den ve İspanyolca’dan (bu ikincisi henüz beta sürümünde, ayrıca Portekizce’den öğreten üçüncü bir proje ise geliştirilmektedir) Esperanto öğreten kurslara baktığımızda zaten 1.5 mio’dan fazla kişi şu anda bu dili öğrenmektedir.

  

Dünya üzerindeki tüm bilgiler, kitaplar vs Esperanto dilinde olsa ve tüm insanlık bu dili bilseydi eğer, sizce Dünya nasıl bir yer olurdu?

Herşeyden önce şunu söylemek lazım: Esperanto dili anadilimizin yerine geçmeye çalışan bir dil değildir. UEA yani Uluslararası Esperanto Birliği’nin devlet olmamasına rağmen BM ve UNESCO içinde ofisleri vardır. Dil politikaları konusunda, UEA’nın sorumluları bu organizasyonlardaki toplantılara müdahil olarak katılmaktadırlar.

1954’te Uruguay Montevideo’daki toplantısında Unesco  tüm ülkelerin Esperanto’yu ciddi şekilde ele alıp bundan faydalanmaları gerektiğine dair, ancak bağlayıcı olmayan, bir karar aldı. Ancak bugüne kadar pek bir yol alınmadığı da kesin.

BM ve Unesco’nun politikaları paralelinde UEA da insanların ait oldukları yere göre ana-bölge-ülke dil(ler)inin öğretilmesi konusunda destek vermeye çalışmaktadır. Ancak uluslararası dil olarak, yakın tarihte Fransızca, şimdi ise İngilizce gibi taraflı ve emperyal diller değil, bunların yerine basit, öğrenilmesi kolay bir dilin yani Esperanto’nun kullanılması gerektiğini savunmaktadır. Unutmayalım bir insanın sahip olması gerken dört dil vardır (yaşadığı yere ve ait olduğu halka göre): Ana, Bölge, Ülke, Uluslararası dil.

Dolayısı ile kitaplar tabi ki her ülkenin kendi dilinde yazılıp yayınlanacak. Ancak uluslararası alana girecek özellikte olan yayınlar daha başlangıçta belki de yazarın kendisi tarafından Esperanto diline çevrilip dünyaya bu şekilde sunulması  sözkonusu olabilir. Bunun şu tip faydaları olacaktır:

  • Bir Türkün ingilizce öğrenmek için yıllarını harcayıp akademik dokümanlarını bu dile çevirmeye ve tezini bu dilde uluslararası alanda savunmaya çalışması yıllarla ölçülebilecek bir zaman kaybı demektir. Halbuki bir Amerikalı, bir İngiliz için bu zaman kaybı söz konusu değildir. Onlar herşeyi kendi dillerinde hazırlayıp savunuyorlar, üstelik dilleri hiç teklemeden yapıyorlar bunu. Bir de bizim ülkedeki İngilizce durumuna bakın!
  • Başka bir örnek verelim: Dünyada genelde romanlar önce İngilizce diline çevrilir, İngilizce konuşan ülkelerde ve başta Amerikan piyasasında bu kitap ilgi çekmezse genelde başka bir dile de çevrilmez. Örnek olarak bir Türk romanı edebiyat açısından çok önemli olsa da dünya edebiyatında ne yazık ki bu önemini daha baştan kaybetmiş olabiliyor. Halbuki uluslararası iletişim dili  Esperanto olsa ve önemli romanlar bu dile çevrilse,  hatta yazarı tarafından çevrilse, diğer dillere çevrilmesinde bir bariyer sözkonusu olmayacaktır.
  • Benzer ama farklı açıdanbakarsak bu meseleye, diyelim ki Vietnam’da liste başı olmuş bir roman var. Vietnam’ın tarihten gelen siyasi ilişkilerinden dolayı roman buyük ihtimalle önce Fransızca’ya çevrilecektir. Bunu belki Fransızcayı mükemmel bilmeyen bir Vietnamlı veya Vietnam dilini çok iyi bilmeyen bir Fransız tarafından yapılacaktır. Ardından bu roman dünya piyasasına girmek için büyük ihtimalle İngilizce’ye çevrilecektir. Türkçe’ye ise büyük ihtimalle İngilizce kopyasından çevrilecektir. Sizce bu romanın artık bir tadı kalmış mıdır? Suyunun suyunun suyu olmadı mı kitapta anlatılmak istenenler? Ruhunu kaybetmiş olmaz mı romanın içeriği? Dildeki orijinal yumuşaklığı yitirilmiş olmaz mı? Halbuki Esperanto uluslararası iletişim dili olsa tek bir adımda olacak tüm bu çeviriler. Hemen hemen orijinali kadar kaliteli bir Esperanto çevirisi ile dünyaya açılacak kitaplar, diğer dillere buradan tek bir adımda çevrilecek ve çeviri sürecinde bu tip kayıplar yaşanmayacaktır.

İngilizce gibi taraflı bir uluslararası dilin dil kullanılmasının bir sıkıntısı da bazı ülkelere (ABD, Kanada, İngiltere, Avustralya vs) onların olan bu dili öğrenmek için para ve kaynak transferi yapmaktayız. Bunun ardından da bu ülkelerden geriye bize geriye bir emperyalizm etkisi sözkonusudur. Güçlü orduları, güçlü ekonomik yapıları ile bu ülkelere ayrıca silah ve ticarette mecbur kalmaktayız.  Tüm bunların ardından kültür açısından da bir emperyalizm sözkonusudur, dillerini kullanmamız ve onlarla yaptığımız ticaret sayesinde onlardan kitap, film, müzik vs satın alıyoruz ve bir kültür emperyalizmine de maruz kalıyoruz. Bu tamamen bir kısır döngüdür. Ancak yukarıda sıraladığımız bu sıkıntılardan bazılarını elimine etmek için, Esperanto gibi bir uluslararası dil seçerek eşitlikte bir adım öteye geçebiliriz.

Eğer uluslararası dil Esperanto olsaydı, dünyada şimdi yarım yamalak da olsa İngilizce bilenlerden yüzlerce kat daha fazla ve daha düzgün Esperanto yani gerçek bir uluslararası iletişim dilini bilen insanlar olurdu. Dünyada uluslararası dili öğrenmek, bilmek gibi bir sıkıntı olmazdı. Türkiye’deki gibi ortalıkta dil kursu, dershane enkazları olmazdı. Bugün ilkokul 2’de başlayan İngilizce öğrenme serüveni lise sonda İngilizce bir cümle kurmasını bilmeyen mezunlar verilmezdi. Esperanto dili en fazla 100 saat icerisinde öğrenilebilir bir dildir, çocuklar en fazla ilk sene sonunda konuşmaya başlar, kolay seviyeden başlayarak  roman okumaya başlayabilirler, uluslar arası dili başarılı öğrenen ve kullanan kişiler yetiştirmiş olurduk. Bu İngilizce dilinde sadece bir hayaldır.

 

Esperantonun başarısı ortada ama hala yeni yapay dil çalışmaları oluyor. Bu uğraşlar sizce ne kadar verimli? Dilbilimciler esperanto üzerine yoğunlaşıp gelişmesine ve dile katkı sağlayan kültürel faaliyetleri çeşitlendirmeye faydalı olmaz mı?

Bu konuda söylenecek bazı şeyler var. Öncelikle AB’deki dil sorunundan bahsedeyim: AB bildiğiniz gibi çok sayıda dili barındıran bir topluluktur. Dillerin çoğu Hint Avrupa ailesinden oldukları için yapıları birbirlerine yakındır (bunların cümle yapısı SVO yani özne-fiil-nesne’dir). Ancak içinde Türkçe’nin de bulunduğu Ural Altay dil ailesinden diller de vardır mesela Macarca, Fince ve Estonca. Bu gruptaki diller eklemlemeli dillerdir, cinsiyet yoktur ve ayrıca cümle yapıları SOV yani özne-nesne-fiil’dir. Türkçe de bu ailedendir ve eklemlemeli bir dildir. Gelin görün ki Esperanto Hint Avrupa dillerinden kelime haznesi seçen bir dil olsa da, bir Ural Altay dili gibi eklemlemeleri bir dildir! İlginç tabi ki… dil haznesi daha çok romans dillerinden alınmış olmasına rağmen ve dilin cümle yapısı gene Hint Avrupa dillerine uygun olmasına rağmen, ekleri sayesinde kelime yapısı açısından Esperanto Türkçe diline daha çok benzemektedir. Cinsiyet de yoktur ve bir Ural Altay grubu dili gibidir.

Dilin yaratıcısı Zamenhof yıllar süren çalışmasında bu tip bir seçim yapmış. Yani alelade bir çalışma sonucu değil, uzun, ızdıraplı, derin ve hakkı verilmiş bir çalışma sonucu çıkmış ortaya Esperanto dili. Bu konuda  bir yazı vardı “Kiel eŭropanoj, ne estante turkoj, ne komprenas la strukturon de Esperanto” yani “Avrupalı olarak, Türk olmadığımızdan Esperanto’nun yapısını anlamıyoruz” diye. Bundan dolayı diyebiliriz ki Esperanto öyle şansa, çala kalem geliştirilmiş bir dil değildir. Bir sanat eseridir ve Esperanto’nun en önemli özelliklerinden birisi de budur.

AB içinde de aslında bir dil sorunu mevcuttur. AB parlamentosunda ve değişik organlarında yapılan toplantılarda İngilizce, Fransıca  ve sanırım Almanca dilleri kullanılıyor ve anında tercümanlar ile konferanslar gerçekleşiyor. Ancak ortaya çıkan tutanakların ve dokümanların hepsi Avrupa’daki tüm diğer dillere çevriliyor. Yani Macar dokümanları Macarca olarak, Portekizli de Portekizce dilinde istiyor. Bu konuda da binlerce tercüman çalışıyor ve yılda milyonlarca euro harcanıyor. Bir aralık bu durum sona ersin herşey bir kaç dilde olsun diye bir teklif vardı ama tüm ülkeler bunu red etti. Sanırım dil konusunda insanlar çok tutucu oluyorlar ve de bu konuda haklılar.  Bir tarih’te de Alman bir AB parlamenteri herşeyin sadece İngilizce üzerinden yapılmasını teklif eden bir tasarı vermişti ama tabi ki bu da gerçekleşmedi. Düşünün ki Brexit’ten sonra AB’de İngilizce artık resmi dil olmaktan çıkacak. İngiltere dışında AB’de ingilizce kullanan iki ğlke var: İrlanda anadilleri olmasa da resmi olarak İngilizce dilini kullanıyor ve Malta’da ise İngilizce neredeyse anadil durumunda. Ancak bu ülkeler AB’ye girdiklerinde İngilizce zaten resmi dil statüsünde idi dolayısı ile İrlanda İrlandaca’yı Malta da Maltaca’yı ekletti AB’ye. Gördüğünüz gibi herkes kendi dilini ön plana çıkartmaya çalışıyor. Din-dil-ırk meselesi her zaman her yerde ön planda oluyor.

2005 yılında İsviçreden François Grin bir rapor hazırladı ve dilleri az kullanılan ülkelerin aslında dilleri çok kullanılan ülkelere bir ödeme yaptıklarını ve bu konuda da onlara bir çeşit geri ödeme yapılması gerektiğini belirtmişti. Türkiye’nin ödediği paraları bir düşünün ! Ve de sonucun ne durumda olduğunu da. ABD’li siyaset bilimcisi ve aynı zamanda esperantist de olan Jonathan Pool bu konuda bazı önerilerde bulunmuştu, daha sonra başkaları bunun üzerine kendi fikirlerini yazdılar vs . Tabi ki bir sonuca ulaşılmadı. Çünkü dilleri uluslararası dil olarak kullanılan  ülkeler elde ettikleri avantajları kaybetmek istemiyorlar.

Bugün AB’de ortak bir dilin seçilmesi konusunda bir baskı sözkonusu. Esperanto bu konu için çokça önerilmiş bir dil. Change.org gibi platformlarda sürekli imza kampanyaları yapılıyor. Ancak kimse geri adım atmıyor. Güçlüler konuyu kendi taraflarında tutmaya çalışıyorlar. Diğerleri ise Esperanto’yu tanımadıklarından ona hor baktıklarından bunlara bir değer vermiyorlar.

Diğer yapay dilleri pek bir etkileri olmadığından bir kenara bırakalım, Esperanto’ya en çok karşı duran kişiler aslında politikacılar ve dilbilimcilerdir. Bir şey yapılacaksa önce onlardan başlamak lazım, onları ikna etmek lazım çünkü Esperanto’yu en çok onlar engellemektedirler.

Bazı kişiler Esperanto’nun kelime haznesinin dar olduğunu söylerler ve uluslararası misyon için uygun bir dil olmadığını ifade ederler. Genelde bilmeden tanımadan söylenen laflardır bunlar. Espranto dilini yeni öğrenmeye başlayan kişiler ilk olarak dilde kaç kelime olduğunu sorarlar. Biraz dili öğrendikten sonra da genelde dili revize etmek isterler. Başka bir dilde bunu düşünemezler bile çünkü revizyon önermek için bir dili çok iyi öğrenmek lazımdır ve bu başka dillerde yıllar almaktadır. Esperanto ise bir kaç ay içerisinde her yönü ile öğrenilebilmektedir.

Esperanto’nun dil haznesi az da olsa 40’a yakın ön ve arka ekler, ve kelime birleştirme dediğimiz özellik ile aslında çok büyük bir kelime haznesine sahiptir. Mesela Esperanto’da sadece “sağ” kelimesi bulunur: “dekstra”, sol diyebilmek için kelimenin zıt anlamlısını oluşturan “mal-“ ön eki kullanılır “maldekstra”. Gene sadece “kapamak” fiili vardır “fermi” açmak için aynı ön ek kullanılır “malfermi”. Şimdiden iki kelime ve bir ek öğrendiniz ama aslında iki değil dört kelimeyi öğrendiniz bile. Esperanto’da “ŝafo” yani koyun kelimesini öğrendiğinizde aslında son ekler sayesinde birden fazla kelime türetmesini öğreniyorsunuz. “ŝaf-isto” çoban, “ŝaf-aro” koyun sürüsü, “ŝaf-ejo” ağıl, “ŝaf-ido” kuzu,  “ŝaf-aĵo” koyun etinden yapılan yemek gibi kelimeleri hemen öğrenmiş oluyorsunuz ve bu ekleri inek için, at için, ağaç için öğrenci için, kitap için kullanıp anında yüzlerce kelime öğrenmiş oluyorsunuz.

Tabi Esperanto’ya bir de İngilizce konuşan milletlerden gelen tepkiler de var. Bir örnek olarak wikipedia’da Esperanto hakkında bir bilgi vermeye kalktığınızda. İngilizce wikipediasında makaleler çok fazla kalıcı olmuyor değişik sebepler öne sürülerek makaleler silinebiliyor. Türkçe wikipedia’da da yazdığım bir makale bu tip saldırıya uğradı bir keresinde. Bir keresinde önce Türkçe öğrenin Esperanto’yu ne yapacaksınız gibi tepkiler aldım. İngilizce’ye karşı bunu söyleyen çıkmıyor.

Esperanto’nun kendi wikipediası bir çok ülkenin wikipediasından daha çok makale barındırıyor. www.wikipedia.org sayfasından bakarsanız Esperanto 100,000’den fazla makale içeren diller grubunda bulunuyor. Bu dilde Türkçe, Sırpça, Yunanca, İbranice, Macarca, Hırvatça, Portekizce, Fince vs gibi diller var.  Az önce baktım makale sayılarına (mart 2018) :

145.372 Yunanca
188.032 Hırvatça
222.729 İbranice
236.493 Danca
245.899 Esperanto
307.685 Türkçe

1985-1990 yılları arasında Hollanda’da DLT (distributed language translation) adı ile bir proje başlamıştı. Burada amaç ortada Esperanto dilinin olduğu iki yanda ise iki ayrı dilin (ve daha fazla) olduğu bir yapı kurmak ve Esperanto dilini köprü dil olarak kullanmak idi. Bu iş için Esperanto’nun seçilmiş olması aslında bu dilin basit ve istisnasız yapısından dolayı tercüman yazılımlarında çok işe yaraması idi. Ancak proje bazı sebeplerden dolayı baştan başarılı olamadı.

Bir çok tercüme yazılım bugün Esperanto dilini de kapsamaktadır. Google Translate 2012 den beri (benim dili öğrendiğim yıldan beri) var.

Esperanto ilerleyip bir AB dili veya İngilizce’nin yerine bir uluslararası dil olacak mı? Bunu bilemiyoruz. Bana göre en büyük aday Esperanto. Ancak bunun engelleyecek en önemli şey kanımca tercüme yazılımlarından gelecek. Şu anda bunlar çok başarılı değiller ancak hızla gelişiyorlar. Yakında herkes elinde bir tercüme makinası ile dolaşırsa şaşırmayalım. Gene de bu ne kadar etkili olacak bekleyip görmek lazım.

 

 

Advertisements

One response

  1. […] taşıdığını açıklamaya çalıştım. Rehber öğretmene ayrıca web sayfamızdaki “Esperanto dilini daha iyi anlayabilmek için” adlı makalenin bir bölümünü de […]

    Ŝato

Respondi

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Ŝanĝi )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out /  Ŝanĝi )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Ŝanĝi )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Ŝanĝi )

Connecting to %s

%d bloggers like this: