Önemli Esperanto Blogları

Esperanto dünyasında neler oluyor? Esperanto yazıları mı okumak istiyorsunuz? Politika hakkında, bilim hakkında, Esperanto’nun kendisi hakkında, kongreler, buluşmlar, röportajlar, hikayeler mi? hatta bunları sesli olarak dinlemek de mi istiyorsunuz? İşte size aşağıda takip edebileceğiniz bazı önemli Esperanto Blogları:

Blogo01Libera Folio
http://www.liberafolio.org/
Aslinda blog’dan ziyade bir gazete ve içeriği Esperanto dünyasında olan bitenleri aktarmak için yazılar içeriyor. Çoğu zaman UEA ve diğer Esperanto kuruluşlarını eleştirerek de yapıyor bunu.

Blogo02Scivolemo
https://scivolemo.wordpress.com/
İçeriği bilimle ilgili yazılardır. Uzay, genetik, fizik, kimya, evrim vs vs. Yazılardaki dil çok çok kaliteli olmasa da en önemli bloglardan birisi.

Blogo03Stela ĉiam nur kritikas
https://stelachiamnurkritikas.wordpress.com/
Anadili Esperanto olan çok az sayıda kişilerden birisi, Stela adlı esperantist hanımın, genelde Esperanto’daki buluşmaları, Esperantist’lerle ilgili görüşmelerini içeren bir blog. Biraz fazla eleştirel ve zaman zaman yazıları anlaşılmaz olabilen bir blog çünkü Esperanto dünyasındaki olayları bilmek gerek.

Blogo04Le Monde Diplomatique en Esperanto
http://eo.mondediplo.com/
Konusu, politika kaj toplum. Gerçek FRansız “Le Monde Diplmatique” gazetesinin Esperanto sayfası. İçeriğini MAS grubu hazırlıyor. Yazılar çok detaylı ve dili oldukça üst seviyede, yazarlarının ve çevirmenlerinin çoğu sol görüşlü.

Blogo05Egalecen
https://egalecen.org/
Bu blog’da Feminism ve LGBTE konularında yazıları var. Bazı yazılar güzel olsa da bazıları çok tartışılabilir.

 

Blogo06Aktualaĵoj de Scienca Revuo
https://teamoisae.wixsite.com/isae ve https://aktuale.scienca-revuo.info/
Uluslararası Esperanto Bilim Derneğinin (ISAE) sayfaları. Bir yerde Esperanto Bilim adamları odası gibi bir dernek. Bilim adamları veya ilgilenenler buraya abone olarak destek olabilir. Konusu tamamen bilimsel yazılar. Scivolemo bloguna benziyor ama daha ciddi.

Blogo07Esperanta Retradio
http://esperantaretradio.blogspot.ie/
Her çeşit toplumsal yazılar var, müzikten bilime, hikayeden, şiire. Ayrıca yazıları sesli olarak da dinleyebiliyorsunuz, bu da kulağınızı alıştırmak için işe yarar. Esperanto dünyasında çok önemli bir blog. Bloga en büyük katkıda bulunan esperantist Brezilya’lı harika konuşmacı esperantist Paulo Sergio Viana.

Blogo08Neniam Milito Inter Ni
http://neniammilitointerni.over-blog.com/
İçeriği politika. Genelde Fransa’daki dünya haberlerinden tercüme edilerek hazırlanıyor. Türkiye hakkında bile yazılar geçiyor zaman zaman. Yaklaşımı dünya barışı ama tabi ki haberler doğal olarak her çeşit olayı ve şiddeti içeriyor. Günde bir iki yazı yayınlanıyor. Dezavantajı web sayfasının pek güzel olmaması.

Blogo09Esperanto.Blog
https://esperanto.blog/
İçeriği dünyadan haberler, ama ciddi haberler değil genelde aktuel, komik, okunması kolay haberler. Her gün bir yazı yayınlanıyor

 

Blogo10El Popola Ĉinio
http://www.espero.com.cn/
Uzun yıllar aktif olan bir Çin blogu. Genelde Çin’den haberler veriyor ve bunlara dışarıdan görülmesi istenildiği şekilde yer veriyor. Tabi ki Esperanto konusunda da yazılar oluyor. Dili oldukça kolay. Propaganda da olsa içinde çok ilginç şeyler oluyor.

Blogo11La Balta Ondo
http://sezonoj.ru/
Esperanto dünyası ile ilgili haberler içeriyor. Aslında önemli bir kaç dergiden biri olan  “La Ondo de Esperanto” adlı derginin blog sayfası. Buraya özel yazılar olduğu gibi dergiden de bazı yazılar yayınlanıyor.

 

Blogo12Teo kaj Libroj
https://teokajlibroj.wordpress.com/
Irlanda’lı Esperantist Robert Nielsen’in her konuda önemli yazıları olan bir blog. Bu yazıda size listeledigimiz bloglar da kısmen bu blog’daki bir yazıdan alınmıştır.

Blogo13Blog de Paulo
https://blogdopaulosergioviana.blogspot.com/
Yukarıda da bahsettiğimiz önemli esperantist Brezilya’lı Paulo Sergio Viana’nın blogu. Yazılar Portekizce+Esperanto’ca olarak yayınlanıyor. Bir çoğu da yukarıda bahsettiğimiz “Esperanta Retradio” blogunda ses kayıtları ile birlikte yayınlanıyor.

Blogo14Verkoj – Hejmo por verkistoj kaj legantoj
http://verkoj.com/
Bu blog dünyanın her tarafından genelde yazılarını yayınayamayan esperantist yazarların yazdıklarını toparlayı okuyuculara sunuyor.
** Daha fazla blog için 2 nolu kaynağa bakabilirsiniz…

__________
Kaynak:
[1]  https://teokajlibroj.wordpress.com/2018/01/16/legindaj-esperanto-blogoj/
[2]  https://esperantoreddit.wordpress.com/kompleta-listo-de-esperantaj-blogoj/

 

 

 

 

 

Advertisements

Ben KROKO!

Esperanto dilinde “krokodilo” timsah demek, “krokodili” ise bu ismin fiil formu ve anlamı da: “timsahlamak, timsah gibi davranmak” demek. Bu kelimenin Esperanto dilinde çok özel bir anlamı vardır: “doğru dürüst Esperanto öğrenmeye gayret etmeyip eksik yanlış şekilde konuşmak hatta zaman zaman kendi ana dilinde demek istediğinin anlamını söylemeye çalışmak”.

“Akuzativo” ise Esperato’da genel olarak ismin -i hali formu ve geçişli bir fiilin doğrudan nesnesini göstermeye yarayan, isimlerin sonuna gelen “-n” ekidir. Çoğu Esperantist akuzatife zor alışır halbuki ki bu ona yabancı olmaması lazım çünkü kendi ana dilinde de farkında olmadan bunu bolca kullanır. Mesela “kitab-ı okudum” cümlesinde nesne -i halindedir ama kişi Espranto’da “Mi legis la libro-n” diyeme.

Esperanto’da çoğul form “-j” eki ile oluşturulur. Yani “libro” kitap “libro-j” kitaplar demek. “Mi legis la libro-j-n” cümlesi “kitap-lar-ı okudum” anlamındadır ve hem çoğul hem akuzatif ekleri birlte var olduklarından bu tip cümleler kişiyi daha da zorlar.

Brezilya’dan Esperantist, şair ve yazar Maria Nazaré Laroca bu konuda bir şiir yazıp bestelemiş, sonra da bir gitarist arkadşının çaldığı bu besteyi okumuş ve video’ya kaydetmiş. Şarkının sözleri aşağıda Türkçe anlamları da hemen yanında:

Saluton, mi estas Kroko!
Ido de grandega esperanta familio!
Saluton, mi estas Kroko,
Kroko, Kroko, Kroko
krokodilo! 

Mi estas simpatia sed pigra, nestudema,
bedaŭrinde tro manĝema!
Ĉar mi ŝatas manĝi akuzativojn
kun verda salato el pluraloj!

Saluton, mi estas Kroko!

Bonvolu amikiĝi kun mi!

Merhaba, ben Kroko!
Çok büyük Esperanto ailesinin yavrusu!
Merhaba, ben Kroko!
Kroko, Kroko, Kroko
krokodilo! 

Sempatik’im ama tembel ve çalışmaya meyilli değilim,
ne yazık ki çok da yemeğe meyilliyim!
Çünkü akuzatifleri yemeği severim
çoğullardan yapılma yeşil bir salata ile birlikte.

Merhaba, ben Kroko!

Lütfen benimle arkadaş ol!

Video’u keyifle izleyin, altyazılarını siz de birlikte okumaya, anlamaya çalışın….

Açık Radyo’da Esperanto / Esperanto en Açık Radio

5 Mayıs 2018 tarihinde Açık Radyo’nun “Sentinel” adlı programında yapay diller hakkında bir söyleşi yapıldı. Bu kısa programa katılan Murat Özdizdar Esperanto dili ve Esperanto dilini nasıl öğrendiğine dair bilgiler verdi. Programı aşağıdaki bağlantı üzerinden dinleyebilirsiniz


En la 5-a de majo 2018 en la programo “Sentinel” de radio “Açık Radyo” okazis interparolado pri artefaritaj lingvo. Murat Özdizdar kiu partoprenis en tiu programo kiel gasto informis pri lingvo Esperanto kaj pri kiel li lernis la lingvon. Vi povas aŭskulti la turklingvan programon pere de la ligilo suben.

http://acikradyo.com.tr/podcast/207735

AcikRadyo

AcikRadyo1

Esperanto hakkında bir okul projesi / Lerneja projekto pri Esperanto

Nisan ayında, Anadolu’nun merkezinde Konya şehrinde, “Konya Bozkır 15 Temmuz Şehitleri Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi“nde “TÜBİTAK 4006 Bilim Fuarı” kapsamında “Umudu taşıyan dil” adı altında bir proje gerçekleştirildi. Projeyi 9. ve 10. sınıflardan yedi öğrenci gerçekleştirdi ve projenin amacı “Gelecekte dünyada ortak bir yapay dil mümkün mü?” sorusunu tartımak ve bir cevap bulmak idi.

Projenin rehber öğretmeni, Nazmiye Çakır Koydemir, öğrencilerin proje kapsamında yapay dilleri incelediğini ve dünyada en yaygın olarak konuşulmakta olan Esperanto dilinin gramerini ve yapısını öğrendiklerini bildirdi.

Esperanto dilinin amacı bir miktar yanlış anlaşılmış olmasından dolayı, proje sonucunda ortaya çıkan ortak kanı “Yapay dillerin ve Esperanto’nun ulusal ve anadillerin yerine geçmesi mümkün değildir çünkü bu dillerin ardında ortak bir kültür ve gelenekler bulunmaktadır ve insanlar bu dillerden vazgeçemezler“. Projenin rehber öğretmeni ile internet üzerinden bu konuda bir yanlış anlaşılmanın olduğunu çünkü Esperanto’nun kullandığımız dillerin yerine kullanılması için geliştirilen bir dil olmadığını, sadece uluslararası iletişimde bugün kullanılan İngilizce’nin yerine kullanılması için hedeflenen bir dil olduğunu, ve İngilizce’nin rölünü bir yüzyıldan az bir süre önce Fransızca dilinin taşıdığını açıklamaya çalıştım. Rehber öğretmene ayrıca web sayfamızdaki “Esperanto dilini daha iyi anlayabilmek için” adlı makalenin bir bölümünü de gönderdim.

Dolayısı ile Esperanto açısından proje bir miktar hedefinden şaşmış olsa da bir grup öğrenci da dili bir miktar öğrenmiş oldu. Aşağıda rehber öğretmenin gönderdiği bu okul projesinin okul fuarındaki sunumundan iki resim yer almaktadır.

 


 

Okazis lerneja projekto pri artefaritaj lingvoj kaj ĉefe pri Esperanto en la lernejo “Konya Bozkır 15 Temmuz Şehitleri Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi“, en urbo Konya en la centro de Anatolio, kadre de “TÜBİTAK 4006 Bilim Fuarı” (Scienca foiro 4006 organizita de la “turka organizo pri sciencaj kaj teĥnikaj esploroj”). La nomo de la projekto estis “Lingvo kiu alportas esperon“. En la projekto partoprenis sep lernantoj el la 9-a kaj10-a klasoj kaj diskutis la temon: “Ĉu povas estis komuna artefarita lingvo en la estonteca mondo aŭ ne?“.

La gvidinsturistino de la projekto, Nazmiye Koydemir, informis, ke la lernantoj esploris la artefaritajn lingvojn kaj lernis la gramatikon kaj ligvo-strukturon de Esperanto.

Ĉar la celo de Esperanto lingvo estis miskomprenita, ili konkludis, ke “artefaritaj lingvoj kaj Esperanto ne povas anstataŭi naciajn kaj gepatrajn lingvojn ĉar estas kulturo kaj tradicioj ene de tiuj lingvoj kiujn homoj ne povas forlasi“. Mi diskutis surrete kun la instruistino kaj provis rakonti al ŝi, ke Esperanto ne celas anstataŭi niajn lingvojn sed celas nur anstataŭi la anglan kiu ŝajnas esti la monda internacia lingvo kaj mi klarigis, ke tiun rolon antaŭ malpli ol unu jarcento portis la franca. Mi ankaŭ donis al ŝi parton de la artikolo el nia retejo: “Por pli bone kompreni Esperanton“.

Do kvankam la projekto el la vidpunkto de Esperanto estis maltrafa, grupo de lernantoj esploris kaj iomete lernis la lingvon. Jen du bildoj el la lerneja projekto de ties prezento en la lerneja foiro senditaj de la instruistino:

Konya1

Konya2

Konya3

Seçimler ve Esperanto – Elektoj kaj Esperanto

Karar yazisi

Internet gazetesi “Karar“da yazar Ziyahan Albeniz‘in Esperanto hakkındaki “Seçimler ve Esperanto” başlıklı yazısı yayınlandı. “Seçimler” kelimesi geçmesinden dolayı yazının siyasi bir yazı olduğu algılanmasın. Yazıya aşağıdaki link’ten ulaşabilirsiniz:

http://www.karar.com/yazarlar/ziyahan-albeniz/secimler-ve-esperanto-6916

——–

En la reta gazeto “Karar” aperis artikolo titolita “Elektoj kaj Esperanto” pri Esperanto de Ziyahan Albeniz. Ĉar en la titolo estas la vorto “Elektoj” oni ne pensu, ke la artikolo temas pri politiko. Vi povas legi la artikolon (en turka lingvo kompreneble) pere de la jena ligilo:

http://www.karar.com/yazarlar/ziyahan-albeniz/secimler-ve-esperanto-6916

“Mia nigra moruso” – Bedri Rahmi Eyüboğlu

BRE03

Iutage en la jaro 1949 dum kunveno en la Granda Klubo en Istanbulo la invititioj petis, ke Bedri Rahmi Eyuboglu (Ejuboglu) legu unu el liaj poemoj. Eyuboglu ekstaris kaj legis sian poemon “Mia nigra moruso”.

Mia nigra moruso, mia forkita nigrulino, mia ciganino
Kio pli vi estus al mi, mia sola
Vi estas mia ridetanta cidonio, mia ploranta granato
Mia virino, mia ĉevalino, mia edzino

BRE02Legante la poemon, Bedri Rahmi komencis larmeti. Ĉiuj en la salono komprenis la kialon de liaj larmoj kej eĉ pli ol la aliaj, tion komprenis sia edzino, kiu estis sidanata apud li… Ĉar la verso “Mia virino, mia ĉevalino, mia edzino” tute ne estis por ŝi sed tiun poemon Bedri Rahmi verkis antaŭ tri jarojn por alia virino nomita Mari Gerekmezyan.

 

Mari, tiu nigra-hara virino, estis vizitanta armena studento en la Akademio pri Belartoj de Istanbulo, kie Bedri Rahmi Eyuboglu instruis kaj ŝi plue fariĝis lia asistanto. Mari estis ĉefe skulptistino kaj unu el la unuaj inaj skulptistinoj de Turkujo. Mari skulptis la buston de Bedri Rahmi, kaj li respondis al tio pere de siaj poemoj kaj pentraĵoj pri Mari. Ĉiu en Istanbulo nun sciis ilian amon kaj Bedri Rahmi pere de tiu amo spertis eksplodon en sia arta produktado. Dume lia edzino Eren Eyuboglu kun pacienco atendis, ke li iam revenos reen al ŝi.

Nigra moruso”, aŭ Mari,  en la jaro 1946 malsaniĝis pro tuberkula meningito. Por ke ŝi resaniĝu estis bezono pri antibiotikoj, kiuj ne facile troviĝis kaj estis tre multekostaj en la post mond-milita Turkujo. Pro tio Bedri Rahmi vendis multajn de siaj pentraĵoj en malaltaj prezoj. Tamen tiuj klopodoj ne efikis kaj Mari en la sama jaro mortis pro la malsano.

Bedri Rahmi kolapsis pro la morto-novaĵo de Mari. Kaj post li adiaŭis sian amatinon al eterneco, li revenis hejmen kun granda malĝojo, kie lin konsolis sia edzino. Bedri Rahmi komencis drinkadon kaj la jena poemo estas el tiu tempo:

La kantadoj finiĝis
Ronddancadoj haltis
Dancadoj haltis
Malĝojo alvenis kaj eksidis en la ĉefa angulo
Laciĝis mia koro, laciĝis…

BRE01Eren Eyuboglu, lia edzino estis tiu, kiu helpis al Bedri Rahmi  trapasi tiun malfacilan periodon. Ŝi multe kolopodis, ke li returniĝu al sia arto. Ŝi pensis, ke al tio ŝi sukcesis ĝis kiam ŝi aŭdis la poemon kiun legis sia edzo en la kunveno.

La larmoj de Bedri Rahmi estis signo, ke lia vundo pri amo ankoraŭ ne saniĝis. Eren post tiu incidento decidis movi sin al Parizo dum iom da tempo kaj de tie ŝi sendis la jenan leteron al Bedri Rahmi:

4-a de januaro 1950 – Parizo

Mia karulo,

En la Klubo vi iam legis pomeon! Ĉu vi tion akoraŭ memoras? Mia koro malheliĝis, kiam mi vidis la larmojn elfluantaj el viaj okuloj. Via voĉo estis tremanta.

Ho ve! Ĉu vi memoras kio okaziz tiunokte al mi?Mi sentis ke arda ferpeco algluiĝis al mia brusto. Tiunokte… mi komprenis ke vi ankoraŭ post tiom da jaroj estis febra kaj pasia al via amo! Mi preĝis je superhoma forto por kompati kaj doni forton al via animo. Mi deziras, ke Dio helpu malaltigi la doloron de via animo. Mi deziras, ke Dio redonu al vi ĝojon pentri denove kaj doni al vi feliĉon por ke vi denove vivi kune kun ni.
Eren

La eltenado de Eren kaj ŝiaj preĝoj helpis kaj  donis bonan rezulton ĉar Bedri Rahmi revenis al ŝi kaj lia tiam 11-jaraĝa filo. Ĝis la morto de Bedri Rahmi en la jaro 1975 ili kune vivis kaj produktis artaĵojn en sia domo. Post la funebra ceremonio de Bedri Rahmi, kiam Eren revenis hejmen alparolis al ŝia filo, kiu tiam estis 35-jaraĝa :

Ni adiaŭis vian patron sed mi volas, ke vi sciu, ke mia koro rompiĝis. Mi neniam sukcesis forgesi lian amaferon. Neniu virino eltenus tiom da humiligo. Mi volas ke vi sciu, ke mi eltenis tiom da suferon nur por ke via vivo ne malheliĝu.

Jen la tuta poemo:

MIA NIGRA MORUSO

I

Mia nigra moruso, mia forkita nigrulino, mia ciganino
Mia grajno de granato, mia grajno de lumo, mia sola
Se mi estus arbo, vi estus miaj branĉoj, aroj da franĝoj
Se mi estus mielĉelaro vi estus la mielo, mia rozo
Vi estas mia peko, mia kulpo.

Kun korala lango, korala genuo, korala dento
Vi estas tiu, al kies vojo mi metis mian vivon
Vi estas tiu, kiun serĉante en la ĉielo mi trovis surtere
Mia nigra moruso, mia forkita nigrulino, mia ciganino
Kio pli vi estus al mi, mia sola
Vi estas mia ridetanta cidonio, mia ploranta granato
Mia virino, mia ĉevalino, mia edzino

II

Vi estas tiu, kiun mi desegnas sur pakaĝoj de cigaredoj
Mi skribas vian nomon sur freŝaj plantidoj
Mia nigrulino, mia nigrulino
Ŝia brovo nigra, ŝia okulo nigra, ŝia fato nigra
Odoras sopiro, fumas deziro
Malpeze, malrapide kaj tre dense
Mi, sinjoro kaj noblulo
Mi, libera el ĉiuj kaj ĉiaj problemoj
Ŝajne tiu, kies pano elvenas el fremdulo kaj akvo el lago
Tiel delikata, ke laciĝas dum starante
Kaj facile rompiĝas kiel alumeto
Nur en artaj problemoj la kapon gratante
Nun mi vivas vane kiel la herboj por ĉevaloj
Vi, angoro mia, kiu bruligas kaj cindrigas min

Kio okazis, kion faris, kion mi fariĝis
Tiel, kiel la riveroj malavare bruas
Dank’ al Dio, ke via fato kunfandiĝis kun la mia
Mi laviĝis kaj baniĝis kaj ŝajne homo fariĝis.

Mia nigrulino, mia nigrulino
Ŝia brovo nigra, ŝia okulo nigra, ŝia fato nigra
Sen vi, tiu bela mondo estu por mi malutila.

———

BRE04

Bedri Rahmi Eyuboglu (1911-1975)  estas pentristo, verkisto kaj poeto de la respublika periodo de Turkujo. Lian artan karakteron multe influis sia patro Sabahattin Eyuboglu, kiu estis tradukisto de klasikaj verkoj. Plue la profesoroj en la Akademio pri Belartoj, Ahmet Haşim, İbrahim Çallı kaj Nazmi Ziya estis aliaj homoj kiuj multe influis kaj skulptis lian artan karakteron.

En la jaro 1931 post la studado en la Akademio li iris al Francujo. Unue en Diĵono li lernis la francan lingvon, poste li moviĝis al Liono. Iom poste en Parizo li studis en la studio de Andre Lohte, kie vi konatiĝis kun sia edzino, rumana pentristino Ernestine Letoni. En Parizo li multe studis kaj lin impresis la arto de Picasso, Gaugin, Van Gong, Cezane, Matisse, Dufy ktp. En Londono li inspektis kaj studis senlaciĝo la artaĵojn en la Brita Muzeo. Sed plej multe impresis lin la artaĵoj de Dufy kaj Matisse. Kiam ili revenis al Istanbulo ili geedziĝis. Ili ambaŭ partoprenis la D-grupon, kiun kreis Cemal Tollu kaj multfoje faris ekspoziciojn. Post li finis siajn poststudadon en la Akademio li fariĝis profesoro en la sama Akademio.

BRE06

Lia instruisto İbrahim Çallı iam diris, ke “kvankam oni en Turkujo preferas arton laŭ okcidenta stilo, Bedri Rahmi estas tute turka pentristo.” Li dum tempo liberigis sin el la okcidenta influo kaj trunis sin al la turka popolarto. Laŭ Çallı lia stilo estis “orientaj miniaturoj tra okcidentaj primitivoj”. Li pere de tiu stilo serĉis novajn esprimmanierojn. Li uzis desegnojn de popolaj artaĵoj, ekzemple desegnoj el ŝtrumpetoj, tapiŝoj, tapiŝetoj, porcelanaĵoj, sennomaj pentraĵoj en popolkafejoj, geometriaj kaj abstraktaj formoj ktp. Li uzis tiujn ornamaĵojn kaj ties kolorharmoniojn, kiel ornamo en la fono de siaj pentraĵoj.

BRE05

Li pentris freskojn en multaj grandaj konstruaĵoj kiel hoteloj, operejoj, teatrejoj ktp kaj faris mozaikojn. Ekzemple li faris mozaikon por la NATO sidejo en Parizo, kiu poste estis movita al Bruselo.

Same, kiel liaj pentraĵoj, ankaŭ liaj verkoj kaj poemoj estas la voĉo de la indiĝenaj popoloj de tiu terpeco. Kiel li ne povis malhelpi siajn larmojn rigardante al popola manfarita tapiŝeto, li same ne povis malhelpi siajn larmojn aŭdante popolan kanton, kaj dum tempo li eĉ fariĝis hontema pro sia propra poezio. Verkante poemojn lia ekzempla fonto estas la popolaj kantoj. Li ne kaptiĝas en mallarĝaj kadroj. Li majstrece aldonas siajn komentojn en sia arto pere de sia ekster-epoka komprenemo. Liaj poemoj estas viglaj kaj tio eble estas pro lia multa uzado de adverboj.

Kelkaj el liaj libroj:

  • Tuz (Salo) 1952
  • Üçü Birden (ambaŭ tri), 1953
  • Dördü Birden (ambaŭ kvar), 1956
  • Karadut (nigra morusı), 1969
  • Dol Karabakır Dol, 1974
  • Yaşadım (Mi vivis), 1977
  • Tezek (Sterko)

Tradukis Vasil Kadifeli

BRE07

Esperanto dilini daha iyi anlayabilmek için

Aşağıdaki yazı  Esperanto konusunda yaptığım henüz yayınlanmamış bir söyleşiden alıntıdır.

Vasil Kadifeli

Esperanto scrabble

Esperanto nedir?

Esperanto uluslararası iletişim dili olması için (bugünkü İngilizce gibi) tasarlanmış mükemmel bir dildir. Tasarımında gözetilen amaç dilin çok kolay olması ve hızlı öğrenilebilmesidir. Bundan başka ne isteyebiliriz ki. Konuya daha fazla devam etmeden önce istereniz Türkiye’yi ve İngilizce öğrenim durumumuzu bir düşünün.

Esperanto dilinin dilbilgisini öğrenmekiçin 1-1.5 saat yeterlidir. Genel olarak 48 saatlik bir çalışma sonrasında Avrupa standardına göre dil öğreniminde B1 seviyesi başına gelebilir insan. Gençler genelde 15-20 saatlik bir öğretimden sonra konuşmaya başlarlar.  İsterseniz Lise sona gelmiş, ilkokul ikinci sınıftan beri İngilizce önrenen bir öğrencinin durumunu da düşünebilirsiniz.

Esperanto dili tasarlayan bir Polonya’lı göz doktorudur: Ludwik Lejzer Zamenhof. Üzerinde yıllarca çalışmış bu konuda. Beş altı dili çok iyi konuştuğunu 8-9 dil hakkında da bilgisi olduğunu biliyoruz. Zamenhof 1887 yılının 27 Temmuz günü ilk olarak Rusça dilinde “Unua Libro” (Birinci Kitap) dediğimiz broşürü ile dili zamanının önemli kişilerine tanıtmış. Tolstoy mesela bunlardan birisi, kendisi tam olarak bir esperantist olmamış ancak dili öğrenmiş ve “birinci haftanın sonunda konuşamasam da yazılanları gayet iyi anlamaya başladım” demiştir, sonradan Esperanto’ya her zaman destek vermiştir.

Unua Libro’nun diğer dil sürümleri de bunun ardından hızla yayınlanıp o zamanın dünyasına Esperanto dilinin tanıtımı yapılmıştır.

Zamanında Esperanto dilinden şüphe duyanlar Zamenhof’un ve onunla birlikte başkalarının da değişik dillerden Esperanto’ya yaptığı tercümelerle dil hakkındaki fikirleri değiştirmeyi başarmış. Özellikle 1894 yılında Zamenhof’un çevirdiği Hamlet kitabını yayınladığında Esperanto hakkında fikirler tamamen değişmeye başladı. Hamlet edebiyat dünyasının ağır metilerinden biri olarak bilinir.

Esperanto’nun tarihçesine çok fazla girmeden konumuza devam edelim.

 

Esperanto üzerine düşünceleriniz nelerdir?

Esperanto son derece kolay bir dildir. Öğrenmesi ve kullanılması lego oyunu gibi olan bir dildir. Eskiden kitap okurken, roman mesela, İngilizce dilinin Türkçe’den daha iyi doluğunu düşünürdüm. İngilizce ile cümleler daha iyi sentezleniyordu bana göre. Esperanto’yu öğrendikten sonra bu dilin İngilizce’ye ne kadar üstün ve güçlü olduğunu gördüm.

Esperanto dünya dili olmak üzere tasarlanmış bir dildir. Dilin öğrenilmesinde ölçü olarak  zaman zaman kurslar düzenlediğimiz 100 sayfalık “Doğrudan Metod ile Esperanto” adlı Slovak yazar Stano Marĉek’in, içinde 22 ders olan ince bir kitapından yola çıkarsak şunları söyleyebiliriz:

  • Dilin tümünü bu kitabı dikkatlice çalışmanız durumunda öğrenebiliyorsunuz.
  • Yabancı dil öğrenmeye meyilli birisi veya bir yabancı dil bilen birisi bu kitaptaki her bir derse hakkı ile 2 saat harcasa toplam 44-48 saatte bu kitabı bitirebilir. Diğer kişiler için bu süre az daha fazladır.
  • Kişiden kişiye değişen dil öğrenme yeteneğini göz önüne alırsak en fazla 100 saatte bu dil öğrenilebilir.
  • Kelime haznesi küçüktür ve latin kökenli dillerden alınmış kök kelimelerden oluşmaktadır. Kelime haznesi küçük olsa da ön ve arka eklerle ve kök birleştirmelerle öğrenilen bir kökten duruma göre ortalamada 10 farklı kelime üretilebilmektedir. Yani Esperanto öğrenen birisi diğer dillerdekinin aksine belki 1/10 oranında yeni kelime ezberlemesi gerekmektedir. Dilbilgisinde ise istisnaları olmayan çok basit bir yapı vardır ve dediğim gibi 1-1.5 saat içinde dilbilgisi öğrenilebilir.

 

Bugün’e kadar Türkiye’de ve Dünya’da Esperanto ile ilgili açılımlar nelerdir?

Aslında bu konuda pek fazla bir şey yapılmış değildir desek yeridir. 1900 başlarında Birleşmiş milletlerde İran destekli bir öneri ile bu organizasyonun içinde iletişim dilinin Esperanto olması içim bir önerge verilmiş ama Fransızlar veto etmiş. O zamanlar uluslararası dil Fransızca idi çünkü. İkinci dünya savaşından sonra bunun yerini şimdi İngilizce almış durumda.

1954 Montevideo Uruguay’da yapılan Unesco toplantısında ülkelerin Esperanto’ya eğitimde önem vermeleri konusundan tavsiye kararı çıkmış ancak kimse buna pek kulak asmamış.

Bugün Esperanto’ya Doğu bloku ülkelerinde bir miktar önem verilmektedir. Mesela Macaristan’da yabancı dil seviyesi devlet eli ile bir organizasyon tarafından ölçülmektedir ve buna göre insanlar maaşlarından dil ödeneği almaktadırlar. Esperanto bu dillerden birisidir. Gene bazı ülkelerde Üniversite’de özellikle doktora diploması alabilmek için gerekli olan ikinci bir yabancı dil için Esperanto dili de kabul edilmektedir.

Amsterdam Üniversitesinde bir Esperanto kürsüsü vardır. Polonya Poznan’daki Adam Mickiewicz üniversitesinde lisansüstü seviyesinde Esperanto dilbilim programı vardır, hatta bizden bir hanım şu anda bu bölümde okumaktadır. San Marino’daki uluslararası AIS üniversitesinde doktora tezini içinde Esperanto dili de olan bir çok dilden birinde yazabilir savunabilirsiniz.

Brezilya’da Esperanto öğrenimi çok yaygın ama en dikkat çeken Çin’deki Esperanto’ya olan ilgidir. Uzakdoğu dillerini konuşanların bir batı dili öğrenmesi çok zordur, düşünün ki Çince’de L ve R harflerini ayırabilen kimse yoktur. Esperanto onlar için en kolay batı dilidir. Çin’de iki üniversitede Esperanto ile öğretim yapılan bölümler bulunmaktadır. Bir çok üniversitede Esperanto dil dersi seçmeli olarak mevcuttur. Ayrıca bir çok ilkokulda Esperanto eğitimi verilmektedir.

İngiltere’de Liverpool  Üniversitesindeki bir araştırmaya göre önce Esperanto öğrenen çocukların diğer dillere daha sonra çok kolay bir geçiş yaptıkları ve diğer dilleri çok hızlı öğrenebildikleri tespit edilmiştir. Düşünün, bugün Türkiye’de  ilkokul 2. sınıfta çocuklar İngilizce öğrenmeye başlıyorlar ancak lise son’dan mezun olanlar doğru dürüst bir cümle bile kuramamaktadırlar. Halbuki bir ya da iki sene (ilkokul 2. ve 3. Sınıfta mesela) bu çocuklara önce Esperanto dili öğretilse sonra diğer dillere geçseler çok başarılı yabancı dil bilen kişiler yetiştirmiş oluruz. Esperanto eğitimi yabancı dil öğrenmeye olan korkumuzu yenmemize çok yardımcı olan bir eğitimdir. Ayrıca dil basit olduğundan öğrenirken özellikle çocukların kafasında bir dil öğrenme metodolojisi oluşmaktadır. Bunlar en basiti İngilizce de olsa, dil öğrenirken oluşamayan şeylerdir.

Türkiye’de Esperanto neredeyse dilin geçmişi kadar eskidir. Daha 1905’lerde Esperanto ile ilgili bölük pörçğk de olsa bilgiler bulmaktayız literatürde. Bugüne kadar dört tane dernek kurulmuş olsa da bugün bir derneğimiz yoktur. Facebook sayfamız “Esperanto Türkiye” ve bu web sayfası etrafında gevşek şekilde organize olmuş bir grubuz.

 

Bir insan Esperanto dilini neden öğrenmeli?

Bence çocuklarımıza genç yaşta Esperanto dilini öğretmeliyiz. Araştırmalara göre özellikle 7-11 yaşları arasındaki çocukların  yabancı dil öğrenmeye en yatkın oldukları yaşlardır. Dolayısı ile bu erken yaşta Esperanto dili ile başlarsak, çocuklarımız daha sonra diğer dilleri çok daha kolay ve hızlı öğrenebilirler. İlk önce Esperanto öğretildiğinde öğrenciye sıkıntı vermeden dil öğrenme sevgisini aşılarız, öğrenci de dilin karmaşasına girmeden kendi kafasında bir dil öğrenme metodolojisi oluşturur. İngilizce, Fransızca, Almanca ile başlarsak dildeki istisnalar ve karmaşadan dolayı, öğrencide dil öğrenmeye karşı bir tavır oluşur. Matematik korkusu gibi, yabancı dil öğrenmeyi de istemez öğrenciler.

Esperanto öğrendiğimizde bir kaç ay içerisinde dünyanın her yanından insanlarla konuşmaya başlayabiliyor kişiler. İngilizce veya başka bir dilde bunu gerçekleştirmek çok zor bir şeydir.

Dünyanın her yanından arkadaşlar edinirse kişi, dünya hakkında vizyonu da değişir, hayata farklı şekilde bakmaya başlar.

Gençler bu dil ile dünyayı dolaşmaya başlayabilirler. Esperantistler arasında başka bir Esperantist’i misafir etmek gezdirmek bir gelenektir. Zamanında kişiler dili konuşacak pratik edecek bu tip bir yola yönelmişler bugün tabi Inyernet var bunun için. Bunun için Pasaporta Servo dediğimiz ve birisini misafir edecek kişilerin listesini veren bir kitap hatta web sayfası vardır.

Liseyi bitirsek de içimizden dilbilgisi öğrenebilen çok az sayıda kişi vardır. Üniversite’lerin ilk yılında öğrenciye tekrar Türkçe dersi verilmektedir çünkü insanlar doğru dürüst yazmasını öğrenmeden liseden mezun olmaktadırlar. Halbuki Esperanto basitliği ile bize bir dilin yapısını, dilbilgisini, öğelerini, özelliklerini hızlı şekilde, kafa karıştırmaksızın, detaylarda boğulmaksızın öğretir ve bunu diğer dillere de uygulamamızı sağlar. Bu şekilde daha doğru yazı yazmamızı öğretir.

Bunun ötesinde Esperanto çok güzel bir dildir, kısa sürede ve tam olarak öğrenilebildiğinden, onu öğrenmemek çok yazıktır. Hızlı şekilde çalışın, öğrenin ve aradan bunu çıkartın!

Bu dili öğrenmenin zaman kaybı değil tam tersi faydaları olduğunu göreceksiniz. Hem bugün nelere boşa zaman harcamıyoruz ki. Düşünün elimizde bir “akıllı” telefon butün gün boşa zaman harcamaktayız. Bu zamanda birazını Esperanto’ya ayırsak bir dil öğrenmiş oluruz.

Esperanto dili ayrıca insann hobisi de olabilir.

Daha başka bir çok şey sayabiliriz ancak tabi ki bunlar insanların dil öğrenme kapasitesine de bağlı olan şeylerdir.

 

Zaman içerisinde dünya’da bir çok yapay dil geliştirilmiş ve bu gelenek devam ediyor. Esperanto bunlardan farklı olarak ne yaptı?

Aslında ben “yapay dil” ifadesini pek sevmeyen birisiyim.

Yapay diller Sümerler’deki Emesal dilinden beri zaman zaman dünyada ortaya çıkmaktadırlar. Benim kanıma göre dillerin hepsi yapaydır, çünkü dil aslında iki kişi arasındaki bir anlaşmadır: “ben bu nesneye “masa” diyeceğim sen de öyle anla”. Ancak baştan bir tasarım yapılmadığından, “kervan yolda düzülür” mantığı ile gelişir bu diller ve sonunda ortaya bir karmaşa çıkar. Önce dil oluşur dilbilgisi kitapları sonradan yazılır. Dilbilimciler bu karmaşık dillere “doğal” deyip, tasarlanmış olanlara “yapay” diyerek  işin içinden çıkarlar, bir yerde küçümserler.

Doğal dillerde de dünyanın bir çok yerinde revizyonlar yapılmaktadır zaman zaman, dildeki karmaşaları atmak için çalışmalar yapılır, yeni kelimeler üretilmeye çalıılır vs. Türkiye’de bile bu tip bir çok çalışma mevcuttur. Bunlar da bir şekilde yapay dil geliştirme kapsamının en alt çalışmalarındandır.

İnsanlar yüzyıllar boyunca yapay diller oluşturmuş, bunlardan bazılarını da kullanmışlardır. Mesela “kreol” ve “pidgin” dediğimiz diller insan eli ile başka dillerden yaratılmış füzyon dillerdir ve bunlar gerçekte bugğn bazı yerlerde kullanılan dillerdir.

İnsanda 7-11 yaş dil öğrenme açısından çok önemli bir dönemdir. Gene bu dönemde farklı ana dili olan bir kaç çocuğu bir araya koyarsanız ortaya farklı bir dil çıkar. Çünkü iletişim ihtiyacı insanın içinde doğal olarak var olan bir reflekstir. Ve bu dil eğer daha sonra resmi olarak iletişim dili olarak kullanılmaya başlanırsa ortaya bir “pidgin” dili çıkmış olur. Bir sonraki neslin anadili olursa o zaman bu dile “kreol” dili denir. Hint okyanusu ve Pasifik’teki bazı adalarda bu tip diller oluşmuştur.

İbranice başka bir örnektir. Bu dil bazı din yazılarının dışında bir zamanlar tam olarak unutulmuş bir dil idi. Tarihsel olaylardan dolayı İbranice’nin yerini önce Aramice almış ardından din kitapları da bu dile çevrilmiş. Roma döneminde tamamen konuşulan bir dil olmaktan çıkmıştır. Yahudiler yaşadıkları yerlerdeki muhtelif dilleri konuşmaya başlamışlar. Bunlarda bazıları başka dilleri belki hatalı konuşmaları sonucu veya belki kendilerine uygun olarak değiştirip kullandıklarından ortaya farklı diller çıkmış. Mesela Yidiş dili Almanca ile bir zamanların İbranice’si arasında bir dildir. Ladino dili İspanyolcanın bir türevidir. Elde saf ibranice’den bir miktar yazılı metin kalmıştı ki İsrail’in kuruluşu aşamasında özellikle Elyezer Ben Yehuda’nın kişisel çabalarıyla İbranice tekrar bir konuşulan dili haline getirilmiştir. Bugün bu dilin gerçek ibranice mi yoksa ondan az da olsa farklı bir dil midir, tam olarak bilmiyoruz. Bu örnek de kanımca bir çeşit yapay dil çalışmasıdır.

Tam yapay diyebileceğimiz dillerden ise bugün en Başarılısı Esperanto dilidir. Volapük ve İdo yapay dillerden en fazla adı duyulmuş olanlardır.

Komik gelebilir ama Uzay Yolu dizisinden bildiğimiz Klingon’ca, ve Yüzüklerin Efendisi trilojisindeki Elf’çe de tasarlanmış dillerdendir ancak tabi ki yaygın bir kullanımları olmadığından tam diller değildirler, kelime hazneleri sığdır, dilbilgisi kurallarının tümü belli değildir. Gene de Internet’ten bu dilleri öğrenmek isteyenler için bolca kaynak bulunabilir. Duolingo’da Klingonca öğreten dersler başlamıştır.

Baleybelen (Bala-i Belen) dili Osmanlı’da yaratılmış bir yapay dildir. Maksat elit’lerin ve devlet büyüklerinin şifreli bir dili olmasıymış.

Bugün Türkiye’de bile son yıllarda bazı kişilerin amatörce de olsa geliştirilmiş olduğu benim bildiğim iki yapay dil var: Olesi ve Nomuli.

Esperanto ise tasarım olarak harika bir dil olması ve de kelime haznesi (kök’ler demek daha doru olur) temelde Romans dillerden oluşturulduğundan, örnek olarak kökler Fransızca, İspanyolca, İtalyanca, ayrıca İngilizce, Almanca, Rusça gibi dillerden ödünç alındığından herkes Esperanto’da kendisinin bildigi bir şeyler buluyor. Tabi ki ayrıca 1.5 saate sığan basit dilbilgisi, yapısı ve istisnalarının olmaması Esperanto’yu bugüne getirmiş olan gücüdür.

Dünya üzerinde iki milyon kişinin şöyle ya da böyle Esperanto konuştuğunu tahmin ediyoruz. Bu pek inanılmayan bir rakkamdır ancak son bir kaç yılda Duolingo’daki İngilizce’den ve İspanyolca’dan (bu ikincisi henüz beta sürümünde, ayrıca Portekizce’den öğreten üçüncü bir proje ise geliştirilmektedir) Esperanto öğreten kurslara baktığımızda zaten 1.5 mio’dan fazla kişi şu anda bu dili öğrenmektedir.

  

Dünya üzerindeki tüm bilgiler, kitaplar vs Esperanto dilinde olsa ve tüm insanlık bu dili bilseydi eğer, sizce Dünya nasıl bir yer olurdu?

Herşeyden önce şunu söylemek lazım: Esperanto dili anadilimizin yerine geçmeye çalışan bir dil değildir. UEA yani Uluslararası Esperanto Birliği’nin devlet olmamasına rağmen BM ve UNESCO içinde ofisleri vardır. Dil politikaları konusunda, UEA’nın sorumluları bu organizasyonlardaki toplantılara müdahil olarak katılmaktadırlar.

1954’te Uruguay Montevideo’daki toplantısında Unesco  tüm ülkelerin Esperanto’yu ciddi şekilde ele alıp bundan faydalanmaları gerektiğine dair, ancak bağlayıcı olmayan, bir karar aldı. Ancak bugüne kadar pek bir yol alınmadığı da kesin.

BM ve Unesco’nun politikaları paralelinde UEA da insanların ait oldukları yere göre ana-bölge-ülke dil(ler)inin öğretilmesi konusunda destek vermeye çalışmaktadır. Ancak uluslararası dil olarak, yakın tarihte Fransızca, şimdi ise İngilizce gibi taraflı ve emperyal diller değil, bunların yerine basit, öğrenilmesi kolay bir dilin yani Esperanto’nun kullanılması gerektiğini savunmaktadır. Unutmayalım bir insanın sahip olması gerken dört dil vardır (yaşadığı yere ve ait olduğu halka göre): Ana, Bölge, Ülke, Uluslararası dil.

Dolayısı ile kitaplar tabi ki her ülkenin kendi dilinde yazılıp yayınlanacak. Ancak uluslararası alana girecek özellikte olan yayınlar daha başlangıçta belki de yazarın kendisi tarafından Esperanto diline çevrilip dünyaya bu şekilde sunulması  sözkonusu olabilir. Bunun şu tip faydaları olacaktır:

  • Bir Türkün ingilizce öğrenmek için yıllarını harcayıp akademik dokümanlarını bu dile çevirmeye ve tezini bu dilde uluslararası alanda savunmaya çalışması yıllarla ölçülebilecek bir zaman kaybı demektir. Halbuki bir Amerikalı, bir İngiliz için bu zaman kaybı söz konusu değildir. Onlar herşeyi kendi dillerinde hazırlayıp savunuyorlar, üstelik dilleri hiç teklemeden yapıyorlar bunu. Bir de bizim ülkedeki İngilizce durumuna bakın!
  • Başka bir örnek verelim: Dünyada genelde romanlar önce İngilizce diline çevrilir, İngilizce konuşan ülkelerde ve başta Amerikan piyasasında bu kitap ilgi çekmezse genelde başka bir dile de çevrilmez. Örnek olarak bir Türk romanı edebiyat açısından çok önemli olsa da dünya edebiyatında ne yazık ki bu önemini daha baştan kaybetmiş olabiliyor. Halbuki uluslararası iletişim dili  Esperanto olsa ve önemli romanlar bu dile çevrilse,  hatta yazarı tarafından çevrilse, diğer dillere çevrilmesinde bir bariyer sözkonusu olmayacaktır.
  • Benzer ama farklı açıdanbakarsak bu meseleye, diyelim ki Vietnam’da liste başı olmuş bir roman var. Vietnam’ın tarihten gelen siyasi ilişkilerinden dolayı roman buyük ihtimalle önce Fransızca’ya çevrilecektir. Bunu belki Fransızcayı mükemmel bilmeyen bir Vietnamlı veya Vietnam dilini çok iyi bilmeyen bir Fransız tarafından yapılacaktır. Ardından bu roman dünya piyasasına girmek için büyük ihtimalle İngilizce’ye çevrilecektir. Türkçe’ye ise büyük ihtimalle İngilizce kopyasından çevrilecektir. Sizce bu romanın artık bir tadı kalmış mıdır? Suyunun suyunun suyu olmadı mı kitapta anlatılmak istenenler? Ruhunu kaybetmiş olmaz mı romanın içeriği? Dildeki orijinal yumuşaklığı yitirilmiş olmaz mı? Halbuki Esperanto uluslararası iletişim dili olsa tek bir adımda olacak tüm bu çeviriler. Hemen hemen orijinali kadar kaliteli bir Esperanto çevirisi ile dünyaya açılacak kitaplar, diğer dillere buradan tek bir adımda çevrilecek ve çeviri sürecinde bu tip kayıplar yaşanmayacaktır.

İngilizce gibi taraflı bir uluslararası dilin dil kullanılmasının bir sıkıntısı da bazı ülkelere (ABD, Kanada, İngiltere, Avustralya vs) onların olan bu dili öğrenmek için para ve kaynak transferi yapmaktayız. Bunun ardından da bu ülkelerden geriye bize geriye bir emperyalizm etkisi sözkonusudur. Güçlü orduları, güçlü ekonomik yapıları ile bu ülkelere ayrıca silah ve ticarette mecbur kalmaktayız.  Tüm bunların ardından kültür açısından da bir emperyalizm sözkonusudur, dillerini kullanmamız ve onlarla yaptığımız ticaret sayesinde onlardan kitap, film, müzik vs satın alıyoruz ve bir kültür emperyalizmine de maruz kalıyoruz. Bu tamamen bir kısır döngüdür. Ancak yukarıda sıraladığımız bu sıkıntılardan bazılarını elimine etmek için, Esperanto gibi bir uluslararası dil seçerek eşitlikte bir adım öteye geçebiliriz.

Eğer uluslararası dil Esperanto olsaydı, dünyada şimdi yarım yamalak da olsa İngilizce bilenlerden yüzlerce kat daha fazla ve daha düzgün Esperanto yani gerçek bir uluslararası iletişim dilini bilen insanlar olurdu. Dünyada uluslararası dili öğrenmek, bilmek gibi bir sıkıntı olmazdı. Türkiye’deki gibi ortalıkta dil kursu, dershane enkazları olmazdı. Bugün ilkokul 2’de başlayan İngilizce öğrenme serüveni lise sonda İngilizce bir cümle kurmasını bilmeyen mezunlar verilmezdi. Esperanto dili en fazla 100 saat icerisinde öğrenilebilir bir dildir, çocuklar en fazla ilk sene sonunda konuşmaya başlar, kolay seviyeden başlayarak  roman okumaya başlayabilirler, uluslar arası dili başarılı öğrenen ve kullanan kişiler yetiştirmiş olurduk. Bu İngilizce dilinde sadece bir hayaldır.

 

Esperantonun başarısı ortada ama hala yeni yapay dil çalışmaları oluyor. Bu uğraşlar sizce ne kadar verimli? Dilbilimciler esperanto üzerine yoğunlaşıp gelişmesine ve dile katkı sağlayan kültürel faaliyetleri çeşitlendirmeye faydalı olmaz mı?

Bu konuda söylenecek bazı şeyler var. Öncelikle AB’deki dil sorunundan bahsedeyim: AB bildiğiniz gibi çok sayıda dili barındıran bir topluluktur. Dillerin çoğu Hint Avrupa ailesinden oldukları için yapıları birbirlerine yakındır (bunların cümle yapısı SVO yani özne-fiil-nesne’dir). Ancak içinde Türkçe’nin de bulunduğu Ural Altay dil ailesinden diller de vardır mesela Macarca, Fince ve Estonca. Bu gruptaki diller eklemlemeli dillerdir, cinsiyet yoktur ve ayrıca cümle yapıları SOV yani özne-nesne-fiil’dir. Türkçe de bu ailedendir ve eklemlemeli bir dildir. Gelin görün ki Esperanto Hint Avrupa dillerinden kelime haznesi seçen bir dil olsa da, bir Ural Altay dili gibi eklemlemeleri bir dildir! İlginç tabi ki… dil haznesi daha çok romans dillerinden alınmış olmasına rağmen ve dilin cümle yapısı gene Hint Avrupa dillerine uygun olmasına rağmen, ekleri sayesinde kelime yapısı açısından Esperanto Türkçe diline daha çok benzemektedir. Cinsiyet de yoktur ve bir Ural Altay grubu dili gibidir.

Dilin yaratıcısı Zamenhof yıllar süren çalışmasında bu tip bir seçim yapmış. Yani alelade bir çalışma sonucu değil, uzun, ızdıraplı, derin ve hakkı verilmiş bir çalışma sonucu çıkmış ortaya Esperanto dili. Bu konuda  bir yazı vardı “Kiel eŭropanoj, ne estante turkoj, ne komprenas la strukturon de Esperanto” yani “Avrupalı olarak, Türk olmadığımızdan Esperanto’nun yapısını anlamıyoruz” diye. Bundan dolayı diyebiliriz ki Esperanto öyle şansa, çala kalem geliştirilmiş bir dil değildir. Bir sanat eseridir ve Esperanto’nun en önemli özelliklerinden birisi de budur.

AB içinde de aslında bir dil sorunu mevcuttur. AB parlamentosunda ve değişik organlarında yapılan toplantılarda İngilizce, Fransıca  ve sanırım Almanca dilleri kullanılıyor ve anında tercümanlar ile konferanslar gerçekleşiyor. Ancak ortaya çıkan tutanakların ve dokümanların hepsi Avrupa’daki tüm diğer dillere çevriliyor. Yani Macar dokümanları Macarca olarak, Portekizli de Portekizce dilinde istiyor. Bu konuda da binlerce tercüman çalışıyor ve yılda milyonlarca euro harcanıyor. Bir aralık bu durum sona ersin herşey bir kaç dilde olsun diye bir teklif vardı ama tüm ülkeler bunu red etti. Sanırım dil konusunda insanlar çok tutucu oluyorlar ve de bu konuda haklılar.  Bir tarih’te de Alman bir AB parlamenteri herşeyin sadece İngilizce üzerinden yapılmasını teklif eden bir tasarı vermişti ama tabi ki bu da gerçekleşmedi. Düşünün ki Brexit’ten sonra AB’de İngilizce artık resmi dil olmaktan çıkacak. İngiltere dışında AB’de ingilizce kullanan iki ğlke var: İrlanda anadilleri olmasa da resmi olarak İngilizce dilini kullanıyor ve Malta’da ise İngilizce neredeyse anadil durumunda. Ancak bu ülkeler AB’ye girdiklerinde İngilizce zaten resmi dil statüsünde idi dolayısı ile İrlanda İrlandaca’yı Malta da Maltaca’yı ekletti AB’ye. Gördüğünüz gibi herkes kendi dilini ön plana çıkartmaya çalışıyor. Din-dil-ırk meselesi her zaman her yerde ön planda oluyor.

2005 yılında İsviçreden François Grin bir rapor hazırladı ve dilleri az kullanılan ülkelerin aslında dilleri çok kullanılan ülkelere bir ödeme yaptıklarını ve bu konuda da onlara bir çeşit geri ödeme yapılması gerektiğini belirtmişti. Türkiye’nin ödediği paraları bir düşünün ! Ve de sonucun ne durumda olduğunu da. ABD’li siyaset bilimcisi ve aynı zamanda esperantist de olan Jonathan Pool bu konuda bazı önerilerde bulunmuştu, daha sonra başkaları bunun üzerine kendi fikirlerini yazdılar vs . Tabi ki bir sonuca ulaşılmadı. Çünkü dilleri uluslararası dil olarak kullanılan  ülkeler elde ettikleri avantajları kaybetmek istemiyorlar.

Bugün AB’de ortak bir dilin seçilmesi konusunda bir baskı sözkonusu. Esperanto bu konu için çokça önerilmiş bir dil. Change.org gibi platformlarda sürekli imza kampanyaları yapılıyor. Ancak kimse geri adım atmıyor. Güçlüler konuyu kendi taraflarında tutmaya çalışıyorlar. Diğerleri ise Esperanto’yu tanımadıklarından ona hor baktıklarından bunlara bir değer vermiyorlar.

Diğer yapay dilleri pek bir etkileri olmadığından bir kenara bırakalım, Esperanto’ya en çok karşı duran kişiler aslında politikacılar ve dilbilimcilerdir. Bir şey yapılacaksa önce onlardan başlamak lazım, onları ikna etmek lazım çünkü Esperanto’yu en çok onlar engellemektedirler.

Bazı kişiler Esperanto’nun kelime haznesinin dar olduğunu söylerler ve uluslararası misyon için uygun bir dil olmadığını ifade ederler. Genelde bilmeden tanımadan söylenen laflardır bunlar. Espranto dilini yeni öğrenmeye başlayan kişiler ilk olarak dilde kaç kelime olduğunu sorarlar. Biraz dili öğrendikten sonra da genelde dili revize etmek isterler. Başka bir dilde bunu düşünemezler bile çünkü revizyon önermek için bir dili çok iyi öğrenmek lazımdır ve bu başka dillerde yıllar almaktadır. Esperanto ise bir kaç ay içerisinde her yönü ile öğrenilebilmektedir.

Esperanto’nun dil haznesi az da olsa 40’a yakın ön ve arka ekler, ve kelime birleştirme dediğimiz özellik ile aslında çok büyük bir kelime haznesine sahiptir. Mesela Esperanto’da sadece “sağ” kelimesi bulunur: “dekstra”, sol diyebilmek için kelimenin zıt anlamlısını oluşturan “mal-“ ön eki kullanılır “maldekstra”. Gene sadece “kapamak” fiili vardır “fermi” açmak için aynı ön ek kullanılır “malfermi”. Şimdiden iki kelime ve bir ek öğrendiniz ama aslında iki değil dört kelimeyi öğrendiniz bile. Esperanto’da “ŝafo” yani koyun kelimesini öğrendiğinizde aslında son ekler sayesinde birden fazla kelime türetmesini öğreniyorsunuz. “ŝaf-isto” çoban, “ŝaf-aro” koyun sürüsü, “ŝaf-ejo” ağıl, “ŝaf-ido” kuzu,  “ŝaf-aĵo” koyun etinden yapılan yemek gibi kelimeleri hemen öğrenmiş oluyorsunuz ve bu ekleri inek için, at için, ağaç için öğrenci için, kitap için kullanıp anında yüzlerce kelime öğrenmiş oluyorsunuz.

Tabi Esperanto’ya bir de İngilizce konuşan milletlerden gelen tepkiler de var. Bir örnek olarak wikipedia’da Esperanto hakkında bir bilgi vermeye kalktığınızda. İngilizce wikipediasında makaleler çok fazla kalıcı olmuyor değişik sebepler öne sürülerek makaleler silinebiliyor. Türkçe wikipedia’da da yazdığım bir makale bu tip saldırıya uğradı bir keresinde. Bir keresinde önce Türkçe öğrenin Esperanto’yu ne yapacaksınız gibi tepkiler aldım. İngilizce’ye karşı bunu söyleyen çıkmıyor.

Esperanto’nun kendi wikipediası bir çok ülkenin wikipediasından daha çok makale barındırıyor. www.wikipedia.org sayfasından bakarsanız Esperanto 100,000’den fazla makale içeren diller grubunda bulunuyor. Bu dilde Türkçe, Sırpça, Yunanca, İbranice, Macarca, Hırvatça, Portekizce, Fince vs gibi diller var.  Az önce baktım makale sayılarına (mart 2018) :

145.372 Yunanca
188.032 Hırvatça
222.729 İbranice
236.493 Danca
245.899 Esperanto
307.685 Türkçe

1985-1990 yılları arasında Hollanda’da DLT (distributed language translation) adı ile bir proje başlamıştı. Burada amaç ortada Esperanto dilinin olduğu iki yanda ise iki ayrı dilin (ve daha fazla) olduğu bir yapı kurmak ve Esperanto dilini köprü dil olarak kullanmak idi. Bu iş için Esperanto’nun seçilmiş olması aslında bu dilin basit ve istisnasız yapısından dolayı tercüman yazılımlarında çok işe yaraması idi. Ancak proje bazı sebeplerden dolayı baştan başarılı olamadı.

Bir çok tercüme yazılım bugün Esperanto dilini de kapsamaktadır. Google Translate 2012 den beri (benim dili öğrendiğim yıldan beri) var.

Esperanto ilerleyip bir AB dili veya İngilizce’nin yerine bir uluslararası dil olacak mı? Bunu bilemiyoruz. Bana göre en büyük aday Esperanto. Ancak bunun engelleyecek en önemli şey kanımca tercüme yazılımlarından gelecek. Şu anda bunlar çok başarılı değiller ancak hızla gelişiyorlar. Yakında herkes elinde bir tercüme makinası ile dolaşırsa şaşırmayalım. Gene de bu ne kadar etkili olacak bekleyip görmek lazım.

 

 

Rakonto de Reşat Nuri Güntekin – Duonlasita Amo

Kiam Rasim revenis el la lernejo li trovis leterkovrilon surskribita al sia nomo. En ĝi estis flordesegnita papero kun la jenaj linioj:

Reşat_Nuri_Bey_Güntekin 1“S-ro Rasim 1, Mi estas juna knabino kiu sekvas vin el malproksimo. Mi sentime povas diri ke mi estas bela knabino. Mia plej granda deziro en ĉi tiu mondo estas fariĝi via amatino kaj via edzino. Sed ĉar niaj aĝoj ankoraŭ estas junaj mi pensas ke ni devas atendi kelkajn pluajn jarojn. Mi ne konatigos min al vi. Viajn leterojn sendu al adreso: ….. kaj bonvolu sendi ilin registrite. Mi havas tre konservativan patron, kiu malmulte permesas al mi eliri el la domo. Kvankam tio, mi esperas, ke ni iam konatiĝos mallonge. Ĉar mi jam taksas min kiel via amatino kaj fianĉino mi ne pensas, ke renkontiĝi kun vi estos malbona kaj hontinda afero. Min tre ĝenas mia soleco en la domo. Via leteroj estos granda konsolo por mi.”

Kiel ĉiuj dekses jaraĝaj lernantoj kaj knaboj, same por Rasim estis nenio pli grava afero ol ami kaj esti amata en la vivo. Legante tiun leteron tuj ardis la koro de la juna knabo. Li furioze enamiĝis al tiu nekonata knabino. Kvankam vespere li irus al la kinejo, tamen li rezignis, kaj frue retiriĝis en sia ĉambro por skribi longan leteron al tiu knabino, kiu amis lin.

Kiam li enpoŝtigis la leteron li subite sentis sin pli granda je dek jarojn.

Tiu knabino kiu malkaŝis ke sia nomo estis Bedia, daŭre kaj regule respondis al liaj leteroj, kaj se li prokrastis sendi leteron nur por unu tagon malfrue, ŝi tre koleris.

“Ĉu estas taŭga afero por vi, fari ke juna knabino, kiel mi kaj kies nura konsolo estas viaj leteroj, daŭre okulumi la vojon de la poŝtisto? Plue vi mallonge skribas viajn respond-leterojn. Kaj unu plia peto: ĉu vi ne povas skribi viajn leterojn iom pli legeble?”

La juna lernanto, ĉiuvespere estis retiriĝanta en sia ĉambro, kaj por ke liaj leteroj plaĉi al lia amatino, dum multaj horoj verkis malnetojn da leteroj, longaj kiel libroj.

Bedia estis ankaŭ scivolema knabino. Kelkfoje ŝi demandis ankaŭ tiajn demandojn:

“Kiam ni geedziĝos, ĉu ni pasigu nian mielmonaton en Italujo aŭ en Svedujo? Kiel eble estas tiuj du landoj? Kiel vivas la popoloj tie, per kio ili vivtenas sin? Kiujn landojn kaj marojn oni devas trapasi por iri tien?” aŭ demandoj kiel: “Ĉu vi legis la libron Eşber de Abdülhak Hamit?”

Rasim, por ke li ne ŝajnigu senscia, daŭre trafoliumis geografiajn kaj literaturajn librojn. Por ke li kolektu la informojn ŝi demandis, li ĉagrenis sin dum tagoj.

Bedia en iu letero de si, koleris al li, kiel jene:

“Mi promesis al mi konatiĝi kun vi. Hieraŭ mi atendis vin sur la vojo de via lernejo. Sed ŝajnas, ke vi forgesis, ke vi estas amato de juna knabino, kaj vi estis vestita terure. Ĉion, kion vi portis kaj viaj ŝuoj estis kovrita per koto. Ĉu vi luktis kun viaj amikoj sur la tero, kiel malgranda infano? Kiam mi vidis tion mi timis alproksimigi vin por ke mi ne embarasigu vin.

Rasim tre hontis kaj malĝojis pri tio. Ekde tiu tago li eksterordinare atentis pri si kaj prizorgis pri siaj vestoj. Bedia, en iu letero plendis, ke li ne rekte iris al sia domo post la lernejo, sed li vagadis en la stratoj kun siaj amikoj ĝis noktiĝo. Ĉu eble li postkuris aliajn knabinojn, kvankam ŝi estis hemje kaj ploris?

Rasim kun ĵuroj skribis al ŝi, ke li amos neniun alian knabinon krom sia Bedia, kaj la knabinojn li renkontos surstrate eĉ ne okulumos per la randoj de siaj okuloj.

Iun vesperon, la patrino de Rasim, s-ino Nedime renkontis sian edzon s-ron Ahmet per funebra vizaĝo, kaj per ploranta sinteno ŝi diris:

“Ho, mia s-ro, ne demandu pri kio okazas al ni. Nia filo estas infestita per iu knabino nomita Bedia. Hodiaŭ mi trovis ŝiajn leterojn en la ĉambro de Rasim. Ni eble perdos nian filon. Bolvolu trovi resanigon pri tio.”

Sed s-ro Ahmet montris neniun signon de maltrankvileco, kaj li eĉ male ridetis kaj flustre respondis:

“Ne timu sinjorino,” li diris, “la amleterojn al nia filo mi mem skribis! La malbonkonduto de nia filo estis daŭre kreskanta. Nek liaj instruistoj, nek mi, malgraŭ niaj penadoj, ni eĉ ne sukcesis fari ke li skribu legeble. Finfine mi pripensis tiun rimedon. Pere de la leteroj, kiujn Rasim skribis al tiu knabino, li lernis skribi bele la novan skribon 2 kaj mi havas fidon ke li pasos sian klason ĉijare. Mi devas konfesi, ke mi la malnovan skribon lernis skribi bele pere de miaj leteroj, kiujn mi skribis al vi.”

__________

Reşat Nuri Güntekin

Reşat Nuri Güntekin (1889-1956) estis turka novelisto, rakontisto kaj dramisto. Li estas konata pro siaj verkoj :

  • “Çalıkuşu” (Troglodito) en kiu li rakontas pri la destino de juna turka instruistino en Anatolio. 3
  • “Dudaktan Kalbe” (De Lipo al Koro)
  • “Yaprak Dökümü” (Falo de folioj)

Reşat_Nuri_Bey_Güntekin

 

Multaj de liaj noveloj estis filmitaj pli ol unu fojo por kino kaj televido. Li pro sia laboro travojaĝis Anatolion kaj konatiĝis kun la homoj vivantaj tie. En siaj verkoj li traktas vivon kaj sociajn problemojn en Anatolio kaj li respeguligas homojn kaj iliajn rilatojn en la homa-rondo.

Lia patro estis doktoro s-ro Nuri. Reşat Nuri lernis en la lernejo de Çanakkale urbo kaj en la Liceo de Fratoj en İzmir urbo. En 1912 li finis la fakultaton de literaturo en la Universitato de Istanbulo. Li laboris kiel instruisto kaj lernejestro en liceoj en Bursa kaj Istanbulo, kie li instruis literaturon, la francan lingvon kaj filozofion.  Poste li laboris kiel inspektisto en la Ministrejo pri Edukado (1931) kaj travojaĝis Anatolion.  Li fariĝis deputito de Çanakkale urbo en la turka parlamento en la jaroj 1933 kaj 1943. En 1947 li fariĝis la ĉefa inspektisto en la Ministrejo pri Edukado kaj en la jaro 1950 li fariĝis kultura ataŝeo en Parizo, kiam li ankaŭ estis la turka reprezentanto en UNESKO.

Post sia pensiiĝo li servis en la literatura komitato de la Urba Teatroj en Istanbulo. Li forpasis en Londono, kie li estis ricevanta kuracadon pri pulma kancero.

__________
1 En tiu epoko oni alparolis kiel S-ro aŭ S-ino al sia edzo aŭ edzino, fianĉo aŭ fianĉino. Plue oni uzis kaj ankaŭ uzas tiujn titolojn kiel respekta alparolo por ne konatuloj kaj gravuloj.
2 Ĉi tiun rakonton Reşat Nuri Güntekin verkis post la latinaj literoj anstataŭis la malnovajn arabajn literojn (1928).
3 Anatolio aŭ MalgrandAzio estas la duoninsulo kiu etendiĝas inter la maroj Nigra, Egea kaj Mediteraneo.

 

Tradukis Vasil Kadifeli

BookBox hikayeleri ile Esperanto Öğrenin

BookBox.com çocuklar için seslendirilmiş ve altyazı eklenmiş hikaye çizgi dizileri hazırlamakta bunların kitaplarını da satmaktadır. Bu hikayelerin bazıları Esperanto diline de çevrilmiş ve youtube’da yayınlanmıştır. Zaman zaman bu hikayelere yenileri de ekleniyor. Aşağıdaki link’ten bu videolara bulaşabilirsiniz. Sayfa’da iki playlist var ama videolar örtüşüyor:

https://www.youtube.com/channel/UC-IScZkMCIr3FWQvivClopg/playlists

bookbox

Pasporto al la Tuta Mondo

EALTM1

Pasporto al la Tuta Mondo” video dizisi 2002 yılında Kuzey Amerika Esperanto Birliği için kurs olarak hazırlanmış. Toplam 15 bölümden oluşur ve acaip bir ailede geçen olayları anlatır. Bonvolo ailesi Esperanto dünyasında bugün de kullanılmakta olan “Pasporta Servo” adlı ücretsiz seyahat etme imkanına üyedir ve evine başka ülkelerden esperantistler misafir etmektedir. Aile ayrıca bir turist enformasyon bürosu işletmektedir. Günün birinde Yeni Zelanda’dan bir Esperantist bu imkan sayesinde misafir olarak gelir ve işler karışır.

Başta filmler saçma gelmesine rağmen sonradan çok yoğun bir Esperanto bilgisi içerir ve takip etmesi zorlaşır. Bu sayfanın sonunda videoların youtube’daki bağlantıları vardır. 16. böşüm aslında hikayenin çekim olaylarını ve nasıl çekildiğini anlatır, ve çoğunlukla İngilizce dilindedir. Videoların ilk dördünde Esperanto altyazılar mevcuttur. İlk bölümde altyazılar videonun üzerine kazınmış, 2., 3., ve 4. bölümde sizin açmanız gerekmektedir. Sonraki bölümlerde altyazı yoktur.

EALTM2Ancak bu bağlantıdan veya yandaki resmin üzerine tıklayarak videoların konuşma metinlerini indirebilir, çalışabilir ve izleyebilirsiniz. Dosya tam 154 sayfadır ve sonunda videolar için oldukça yeterli bir Esperanto-Türkçe sözlük ilave edilmiştir. Önce videoyu izleyin, sonra metni çalışın bilmediğiniz kelimeleri bulun not edin, ardından video’yu bir kere daha izleyin. Videolarda oldukça yoğun bir Esperanto konuşması vardır ve anlaşılması o kadar da kolay değildir, ciddi bir çalışma gerektirir.

Video listesi:

Pasporto al la tuta mondo 1
https://www.youtube.com/watch?v=OquSnGAKYGc
Pasporto al la tuta mondo 2
https://www.youtube.com/watch?v=7BHZdq2A5lM
Pasporto al la tuta mondo 3
https://www.youtube.com/watch?v=DAhb9Zej93o
Pasporto al la tuta mondo 4
https://www.youtube.com/watch?v=raq3A0WSS1U
Pasporto al la tuta mondo 5
https://www.youtube.com/watch?v=iRFNEdVkXcg
Pasporto al la tuta mondo 6
https://www.youtube.com/watch?v=8o5oH1zaj_M
Pasporto al la tuta mondo 7
https://www.youtube.com/watch?v=7M95i0pN66o
Pasporto al la tuta mondo 8
https://www.youtube.com/watch?v=erfCfwjHco8
Pasporto al la tuta mondo 9
https://www.youtube.com/watch?v=wcJ4C9P7u00
Pasporto al la tuta mondo 10
https://www.youtube.com/watch?v=1oWmSY38mUo
Pasporto al la tuta mondo 11
https://www.youtube.com/watch?v=unnDQijvVjI
Pasporto al la tuta mondo 12
https://www.youtube.com/watch?v=zUXkh4goHvc
Pasporto al la tuta mondo 13
https://www.youtube.com/watch?v=QusvdgPQvwQ
Pasporto al la tuta mondo 14
https://www.youtube.com/watch?v=00XI4N2YvZs
Pasporto al la tuta mondo 15
https://www.youtube.com/watch?v=pVDS89uIaWY
Pasporto al la tuta mondo 16
https://www.youtube.com/watch?v=vOnh09gXBuU

%d bloggers like this: