Esperanto Tanıtımı / Prezento de Esperanto

22 Şubat Cumartesi günü, İstanbul Beyoğlu’nda Yaşayarak Öğrenme Merkezinde (YAŞÖM) https://www.yasom.org/ Esperanto tanıtımı yaptık.

Tanıtımda önce Esperanto’nun ne olduğu ve kurumları tanıtıldı. Ardından Dilin 16 basit dilbilgisi kuralına dayalı dile hızlı bir giriş yapıldı.

Tanıtıma beşi Esperantist olmak üzere toplam 13 kişi katıldı.

——————–

Sabate la 22-an de februaro ni okazigis prezenton de Esperanto lingvo en YAŞÖM ĉe Beyoglu Istanbulo.

Unue ni konatigis Esperanton kaj ĝiajn organizaĵojn. Poste ni faris enkondukon al la lingvo surbaze de la 16 gramatikaj reguloj.

En la prezento partoprenis 13 homoj el kiuj kvin estis esperantistoj.

Turka Stelo – jarkolekto 2020

Dergimizin eski sayılarını indirmek için lütfen aşağıdaki linklere tıkladıktan sonra açılacak sayfanın orta kısmındaki “download through your browser” butonuna tıklayınız.

Dergimiz ücretsiz ve herkese açık, ancak bize e-posta adresinizi yollarsanız her ay başında dergi mesaj kutunuza otomatik gelecektir. Bu şekilde biz de okuyucu sayımızı bilmiş olacağız gerektiğinde sizlere toplu mesaĵ ile anons yapabileceğiz.


Por elŝuti la malnovajn numerojn de nia revueto bonvolu alklaki sur la ligilojn suben kaj poste en la malfermita retpaĝo alklaki sur “download through your browser” butonon en la mezo de la ekrano.

Nia revueto estas senpaga kaj malfermita al ĉiuj, sed se vi sendos al ni vian retpoŝt-adreson ni sendos la revueton en la komenco de ĉiu monato al via leterkesto aŭtomate. Tiel ni scios la nombron de niaj legantoj kaj ni ankaŭ povos sendi anonc-mesaĝojn al la tuta grupo.


Clip art - pdf
Clip art - epub
_Logo mobi
2020.01#49 pdf#49 ePub#49 mobi
2020.02#50 pdf#50 ePub#50 mobi
2020.03#51 pdf
donaco
#51 ePub#51 mobi
2020.04
2020.05
2020.06
2020.07
2020.08
2020.09
2020.10
2020.11
2020.12
Indekso

SON DERGİYİ ONLINE OKUYUN
(Lütfen resim veya aşağıdaki bağlantı üzerine tıklayınız)
https://issuu.com/vasilkadifeli/docs/turka-stelo-051_-_2020.03

LEGU LA LASTAN NUMERON RETE
(Bonvolu klaki sur la bildo aŭ sur la suba ligilo)
https://issuu.com/vasilkadifeli/docs/turka-stelo-051_-_2020.03




İşte az önce sorulan sorunun cevabı!

13 Kasım 1947’de Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’nün de imzaladığı Bakanlar Kurulu kararıyla hangisinin kurulmasına izin verilmiştir?

A. Türkiye Eskimoca Derneği
B. Türkiye İşaret Dili Derneği
C. Türkiye Esperanto Derneği
D. Türkiye Kuş Dili Derneği

Cevap: C. Türkiye Esperanto Derneği

Dünya Esperanto Derneği ya da Dünya Esperanto Birliği (Esperanto dilinde UEA: Universala Esperanto-Asocio), Esperanto konuşanların 121 ülkeden üyeleri ile (2008’deki verilere göre) ve Birleşmiş Milletler ve UNESCO ile resmi ilişkileri olan en büyük uluslararası organizasyonudur. Bireysel Üyelerin yanı sıra, 17 adet ulusal Esperanto organizasyonu da UEA ile bağlantılıdır. Şimdiki başkanı Hint dil bilimci Probal Dasgupta’dır.

(2019 yılında başkan ABD’den Duncan Charters’dır)

UEA 1908 yılında İsviçreli gazeteci Hector Hodler önderliğinde kurulmuş ve şimdi merkezi Rotterdam, Hollanda şehrindedir. Organizasyonun New York kentindeki Birleşmiş Milletler binasında da bir ofisi vardır.

(2019 yılında ayrıca Cenevre BM binasında da bir ofisi vardır)

Yapısı ve Bağlantılı Organizasyonlar

Komite’nin (Komitato), UEA’nın en yüksek organının, 2008 yılındaki Dünya Esperanto Kongresi’ndeki toplantısı 1980 yılındaki statüsüne (Statuto de UEA) göre, Dünya Esperanto Derneğinin iki çeşit üyeleri bulunmaktadır:

  • Bireysel üyeler, Rotterdam’daki merkeze veya ülkelerindeki baş delegeye bir aidat ödeyerek derneğe doğrudan üye olurlar. Bu üyeler UEA Yıllığını (UEA Yearbook ya da UEA Jarlibro) ve UEA Servislerini alırlar.
  • Asociaj membroj veya ortak üyeler, UEA’ya üye olmuş organizasyonların üyeleridir. Bunların yönetimi üye oldukları organizasyon tarafından yapılır. Bu bir ulusal ya da uzman organizasyon olabilir. Bu tür üyelik bu kişiler için sembolik bir üyeliktir.

UEA’nın en yüksek organı, Komitato’nun, üç değişik şekilde seçilen üyeleri (komitatanoj) bulunur.

Haber eksik. Esperanto’nun ne olduğunu anlatmıyor. Ayrıca organizasyon dünya çapında ve bundan çok daha geniş bir yapısı vardır. Bunu öğrenmek için grubumuza üye olabilirsiniz: https://www.facebook.com/groups/esperanto.turkiye

Zamenhof Günü Kutlaması

İstanbul büyük bir şehir. Bu sene 15 Aralık Zamenhof Günü kutlaması çerçevesinde Esperantoyu bilmeyenlere şehrin iki ayrı noktasında sunumlar yaptık:

1) Ayın 12‘sinde Şişli‘deki sunuma bir kişi katıldı.
2) Ayın 13‘ünde Unkapanı‘ndaki sunuma sekiz kişi katıldı.

Bu şekilde Esperanto’yu tanımayan dokuz (9) kişiye ulaşabilmiş olduk. Ne yazık ki geçen sene bu sayı çok daha fazla idi.

Her iki günde de aynı iki sunum yapıldı:

1) “Esperanto nedir, ne değildir
2) “Esperanto diline hızlı bir giriş” (Unua Libro‘daki 16 temel dilbilgisi kuralına dayanan kısa bir kurs). İlgilenenler sunumu aşağıdaki bağlantıdan indirilebilirler:
https://esperantoturkiye.wordpress.com/2017/11/22/dilin-16-kurali-uzerinden-hizli-bir-esperanto-kursu/

Her iki günde de katılımcıların ilgisi yüksek idi.

Fatma Eroğlan ‘a sunum yerlerinin organizasyonu ve  Alp Kaan Aksu ‘ya afişlerin tasarımı için teşekkürler.

15 Aralık Zamenhof günü kapsamında Esperanto tanıtımları

İnsanlar iletişimde bulunmak ve birbirlerini anlamak için günümüzde İngilizce’yi kullanıyorlar. Az daha önceki bir tarihte bu boşluğu Fransızca dolduruyordu. Bir zamanlar antik Yunanca, daha sonra Latince, sonrasında Osmanlıca, şimdilerde de Arapça dünyanın bir kesiminde bu boşluğu doldurmuş veya doldurmaktadır.

Ancak bunların dışında Sümerler’den 21. yüzyıla kadar, insan eli ile, yüzlerce yapay dil de oluşturmuşuz. Birbirimizi anlamak, fikirleri şifreleyip gizlemek, romanlarda ve filmlerde insandan farklı canlıları konuşturmak ve daha bir çok sebepten dolayı bunu yapmışız. Osmanlılar da “Bala-i Belen” dili ile bu alanda katkılarını yapmışlardır. Bazen de farklı dilleri konuşan insanlar bir araya geldiklerinde kendiliğinden ortak, bir çeşit yapay dil meydana çıkmıştır.

Ancak Esperanto dili bu yapay dillerin hepsinden en çok kullanılan dil olmuş dünyada. Tam 132 yıldır kullanılmakta bu dil. Bazı hesaplara göre kıyısından köşesinden öğrenen kişiler de dahil olmak üzere bugün dünya üzerinde 2 milyon kişi bu dili konuşuyor veya en azından bir miktar öğrenmiş durumda. Esperanto’nun amacı başka bir ülkeye, başka bir ulusa, başka bir ekonomik veya silahlı güce ait olmayan, kolay ve herkes tarafından öğrenilebilecek, eşit şartlarda kullanılabilecek, adil bir barış dili oluşturmak idi.

15 Aralık günü Esperanto dilinin tasarlayıcısı Zamenhof’un doğum günüdür. Bu gün dünyada “Zamenhof Günü” ve/veya “Esperanto Kitap Günü” olarak kutlanır. Herkes birbirine Esperanto kitapları hediye eder ayrıca bu güne uygun olarak Esperanto dilinin esperantist olmayanlara tanıtımı yapılır.

Biz de bu sene, 12 ve 13 Aralık günlerinde Istanbul’da iki ayrı yerde iki ayrı tanıtım organize ettik:
1) 12 Aralık akşamı saat 18:00’de Şişli ODA Ortak Deneyim Atölyesinde
2) 13 Aralık akşamı saat 18:00’de Unkapanı Cibali’de Deliler Kahvehanesinde

Tanıtımlara katılım ücretsizdir. Deliler Kahvehanesi bir yardım kuruluşu olduğundan buraya katılacakların birer kg salça getirmeleri rica olunur.

Bu tanıtımlarda sizlere:
1) Esperanto dilinin ne olduğunu anlatacağız, ardından da
2) Esperanto diline hızlı bir giriş yapacağız (Unua Libro temelli hızlı bir eğitim)

İlgilenenlerin katılımını bekleriz. Ayrıca ilgilenen arkadaşlarınızı da elinden kapıp getirin lütfen.

Şişli Ortak Deneyim Atölyesi’ne ulaşım için tıklayınız
Deliler Kahvehanesi’ne ulaşım için tıklayınız

Dil köprüsü Esperanto !

LA AVIADILO * – rakonto de Neĝati Ĝumali

Mia patro tute ne ŝatis, ke aliuloj enmiksiĝu en siaj aferoj, do, li neniam parolis pri kio li intencis fari. Kaj al neniu li parolis pri lia intenco sendi min al liceo en Istanbulo. Sed pro mia ekscitiĝo viziti Istanbulon mi iomete babiladis al kelkaj de miaj amikoj. La novaĵo rapide disvastiĝis en la urbeto.

La islamanoj de Florina (1) tute ne aprobis la decidon de mia patro. Laŭ ili, la knabinoj devus lerni ĉe la hoĝao (2) parkerigi la Koranon, kaj la knaboj devus lerni en la gimnazio, kaj ĉio ĉi sufiĉus. Pli ol tio estus domaĝo. Edukado disigas la knaboj de sia patra hejmo kaj deŝiras ilin de sia urbeto. Ĝi estis pordo de disigo. La edukita knabo poste ne plu estus utila por la patra hejmo. Ili komencus salajriĝi kaj vagadi de loko al loko kaj ne ekloĝus ie ajn. La islamanoj favoris la loĝantan vivmanieron. Ili estis feliĉaj kun siaj domoj, vinberejoj, kampoj, fruktoĝardenoj, magazenoj. Ili fakte estis sataj homoj. Ne estis grava por ili, ĉu ili posedis multajn aŭ malmultajn varojn, ĉu iliaj magazenoj faris multajn aŭ malmultajn negocojn. Neniu plendis pri la malgrandeco de iliaj domoj por siaj familioj, pri la nesufiĉaj vinberejoj aŭ kampoj. Ili bredis unu bovinon aŭ unu kaprinon kaj kvin ĝis dek kokinojn, kaj plue kreskigis kelkajn prunarbojn en siaj ĝardenoj. Sufiĉis por ili la tritiko de ilia kampo, la lakto kaj ovoj de iliaj bestoj, la fruktoj de iliaj arboj. «Danke al dio, ke Li montris al ni tiujn tagojn» estis la plej aŭdata eldiro el liaj buŝoj. La metiistoj kiu laboris inter la stratoj en la najbarejo en siaj malgrandaj magazenoj estis kontentaj pro sia vivo. La tuttaga vendado de la nutraĵvendejoj konsistis el keroseno por la petrollampoj, kandeloj, alumetoj, sapo kaj dolĉaj ostitaj kikeroj. Kaj tamen ilia vizaĝo ridis. «Eĉ se ĝi ne fluas, ĝi gutas» ili diris. Ili ŝajne ne malfermis siajn magazenojn por enspezi monon sed por pasigi tempon. Ĉar, ĉu ili tion elparolis ĉu ne, ilia sinteno estis resti tie, ankriĝi en siaj lokoj kaj gvati la urbeton.

La edukitaj homoj en la urbeto estis ĉefe la grekoj kaj la guberniestro kaj la oficiroj nomumitaj el Istanbulo. La doktoroj en la urbeto estis grekoj. La apotekisto greko. La unusola advokato estis greko. La bezono pri edukiteco inter la islamanoj estis nove aperanta. La barbisto s-ro Ŝerif sendis sian filon al la liceo en Monastir (3) kaj poste al Istanbulo por fariĝi kuracisto. La gvardisto s-ro Zuhtu, sen konsiderante sian povrecon, sendis sian filon al la ŝtatlernejo pri politikaj aferoj en Istanbulo. La islamanoj de la urbeto taksis tiujn kondutojn kiel blasfemon. Laŭ ili, tiuj du viroj tute ne sciis siajn limojn. Ĉu ne sufiĉus al la filo de barbisto Ŝerif fariĝi cirkumcidisto ĝuste tiel, kiel li? Pro kio li fariĝos kuracisto? Ĉu li malsatos? La loĝantaro posedos sufiĉajn knabojn por ke ili espezu monon. Ankaŭ la konduto de gvardisto Zuhtu estis ridinda, laŭ ili. Ĉu la filo de gvardisto povus esti guberniestro, provincestro? Eĉ se li fariĝus guberniestro en Florina, ĉu la loĝantaro obeus al liaj ordonoj? «Ĉu vi ne estas la filo de gvardisto Zuhtu?» oni demandus. «Ĉu vi estas tiu, kiu montros al ni la bonon kaj malbonon?»

Kiam oni aŭdis, ke mi vojaĝus al Istanbulo, tiuj, kiuj ne kuraĝis diri ion al mia patro, komencis haltigi min surstrate. La lama s-ro Reŝit riproĉis min. «Ho ve, Mustafa, li diris, kion plu vi deziras? Vi posedas vinberejon kaj kampon ĉe Sarimeŝe. Via patro posedas magazenon pri teksaĵoj. Por kio estu via edukiteco? Via patro elspezos monon por la veturado al Istanbulo, por la lernejo. Anstataŭe, li povus aĉeti por vi vinberejon aŭ ĝardenon, aŭ malfermi por vi magazenon. Tiu decido estus pli saĝa!»

Mi al tio provis nur murmuri ion kiel: «Mia patro scias…» sed li parolante pli kaj pli koleriĝis:

«Ĉu vi estas tiu, kiu volas iri al Istanbulo kaj lerni pli? Aŭ ĉu estas via patro, kiu volas tion?»

Mi ne scias pro kio, sed ĉu eble pro ke mia patro ne aŭdu riproĉojn? Aŭ ĉu pro ke mi volis iomete fanfaroni? Mi murmuretis dirante: «Mi…»

«Ni ankaŭ havas knabojn. Vi fariĝos malbonaj ekzemploj al ili pere de tiu emo. Eble post iom da tempo, ili ankaŭ ekvolos iri al Istanbulo. Ne restos komforto kaj paco en niaj hejmoj!»

«Se vi foriros, se la alia foriros al kiu restos tiu urbeto de Florina? Al kiu ni liveros tiun landon? Kion vi volas atingi per tiu forlasado? Ĉu vi volas, ke niaj vinberejoj, niaj ĝardenoj restu al grekoj aŭ al bulgaroj? Ĉu vi volas, ke ili venu kaj ekloĝu kun siaj malpuraj pugoj en niaj hejmoj? Ĉu via koro ne doloras pri tio? Ĉu via cerbo ne funkcias? »

Same al lama s-ro Reŝit, kelkaj aliaj ankaŭ haltigis kaj riproĉis min dum tiuj tagoj. Sed miaj amikoj enviis pri mia iro al Istanbulo, kaj elparolis siajn pensojn, siajn revojn, siajn sopirojn pere de diroj: «vi vidos la sultanon», «vi vagados en Bejoglu» (4). Sed en la fino la decido de mia patro ne ŝanĝiĝis. Li sendis min al Istanbulo.

Estis du jaroj poste. En 1912 dum la someraj ferioj kiam post la vendreda tagmeza preĝo, la lama s-ro Reŝid kaj liaj amikoj, ĉirkaŭis min kaj komencis pridemandi pri kio okazas en Istanbulo, kion mi vidis tie, kion mi lernis ktp. Mi volis rakonti al ili ĉiun aspekton de Istanbulo, kiun ili ŝatus. Mi parolis pri moskeoj, pri la vendreda preĝo de la sultano, pri la ponto de Galata (5). Sed al ĉiu de tiuj temoj ili tuj demandis «Kio alia?» «Kion alian vi volas? mi diris. Mi estas lernanto…». La lama s-ro Reŝid komencis denove koleri: «Vi ja vidis ion, vi vidis ion alian…»

Mi ruĝiĝis:

«Kion mi vidis?»

«Rakontu pri tio! Kial vi ne rakontas pri ĝi? En la stratoj vi rakontas al ĉiuj viaj amikoj. Kial vi ne diras ion al ni?»

Mi komprenis pri kio ĝi temis. Sed, ĉar mi ne sciis kio povus okazi post tiu konduto, mi pretendis, ke mi ne komprenis.

«Ĉu ĝi flugas en la aero? Ĉu ĝi estas bruega? Rakontu al ni, kiu estas tiu mensogo?»

Pri la aviadilo li temis. Mi vidis aviadilon. La plej grava afero de tiu jaro estis la aviadilo por mi. Proksime al la ferioj, iun tagon, kun nia lernejo ni vizitis Yesilkoj urbeton (6), kaj la spektaklon de aviadilisto s-ro Fethi. Ni vidis s-ron Fethi apud sia aviadilo. Ni vidis kiel li flugis kun sia du-flugila unu maŝina aviadilo. Kiel li kuŝigis la aviadilon flanken, kiel vi enplonĝis vertikale al la tero, kaj poste kiel li surgrimpis supren al la aero kaj en tiu momento ni restis senspiraj. Pli poste ni ĉirkaŭis s-ron Fethi. Ni rigardis al li kiel fabela heroo kiu alvenis el la ĉielo. Dum tri monatoj mi pensis daŭre pri tiu neforgesebla spektaklo. La aviadilo kaj la kuraĝo de s-ro Fethi estis la fonto de mia admiro. Mi tiun daŭre rakontis al miaj amikoj ekde mia reveno al Florina. Kaj mia entuziasmo reviviĝis eĉ per tia malplaĉa malfermo de la temo.

«Aviadilo!» mi diris.

«Kio estas tio?»

Mi ne sciis de kie mi komencu rakonti al ili tiun gravan okazaĵon.

«Kiel birdo. Ĝi flugas.. Du flugila…»

S-ro Reŝit kaj liaj amikoj rigardis al mia vizaĝo kun pli kaj pli malplaĉa sinteno.

«Diru ke… ĝi estas ia… fluganta aŭtomobilo…»

Komencis la murmurado:

«Ĉu fluganta aŭtomobilo?»

«Kiel ĝi povas flugi?»

«Kiel povas okazi tia afero?»

«En la fronto estas heliko. En ĝia malantaŭo estas ĝia vosto. Ĝia korpo estas kiel birdo. En la brusto ĝi estas larĝa, kaj ĝi malplilarĝiĝas malantaŭen… Anstataŭ la piedoj de la birdo ĝi havas radojn…»

Por montri al ili la flugilojn de la aviadilo mi etendis la manojn kaj mi daŭris la rakontadon. Sed mi aŭdis pli da murmuroj:

«Ĉu li parolas al ni ĝuste? Ĉu li inventas mensogojn? Ĉu li trompas nin?»

«Ĉu vi kredas je tio? Ĉu povas okazi tia afero?»

Estis evidente ke ili malŝatis tion, kion mi rakontis al ili. Preskaŭ je la fino de mia rakonto, ili ne plu povis elteni sin:

«Eble la lernejo alportis vin al ĵonglisto, ĉu ne?»

«Ĉu via patro sendis vin al Istanbulo por tiaj aferoj? Ĉu por ke vi revenu kaj rakontu al ni viajn revojn?»

Komencis diskutado inter ili:

«Ĉu homo povas flugi?»

«En la Korano ne estas mencio pri tio?»

«Se homo povus flugi, tion certe la Korano mencius?»

«Li plej eble konfuziĝis la ĉefanĝelon Gabrielo, Dia saluto estu sur li, kun tiu s-ro Fethi… »

«Ĉio, kio troviĝas en la estonteco de la homo estas menciita en la Korano. Nia s-ro Profeto jam malkovris ĉion, kio okazis kaj okazos, ekde la fondo de la mondo ĝis la apokalipso, al siaj servantoj. Nia Hafiz (7) Ibrahim jam dirus tion al ni, li ne atendus, ke tiu knabo iri al Istanbulo kaj reveni por malkovri tion al ni.

S-ro Reŝit denove malsuprenigis forte sian bastonon kvazaŭ trapikante la grundon.

«Pento, pento! Ĉu vi ne estas filo de islamano, ĉu mi ne scius kiu vi estas, mi pensus ke vi estas nekredanto. Via avo, antaŭ tridek jaroj, pilgrimis. Nur post tri monatoj li sukcesis reveni hejmen. Neniu havis la ŝancon atingi tian rekompencon. Same al nia Hafiz Ibrahim, vi estas filo de islamano kiu permane skribis kaj reproduktis tiom da Koranoj. Ĉu taŭgas al via buŝo tiuj mensogoj? Mi ne aŭdu, ke vi tiom grande pekos denove…»

Ili, unu post la alia, riproĉante min foriris el mia ĉirkaŭo. Sen rigardante al mia vizaĝo ili disiĝis.

Sed en tiuj tago, en la gazetoj estis tiom da artikoloj pri aviadiloj. Tamen ili neniun gazeton prenis enmane. Italoj jam uzis aviadilojn en la milito de Tripolo (8) ĵus dek monatoj antaŭe.

Pasis tri monatoj kaj komencis la milito en Balkanoj. Novembre du grekaj aviadiloj aperis supren de Florina. Ili bombis la fervojon kaj forflugis. La eksplodoj aŭdiĝis en la urbeto.

Komencis kurado tien kaj reen en la islama najbarejo. Homoj alfrontis la aferon per diroj kiel: «Venis la fino de la mondo. Signo de apokalipso. Tiuj nekredemuloj enmiksiĝas en diaj aferoj…». Neniu inter ili diris ke tio, kion mi rakontis al ili estis vero. Ĉiuj, tiuj maljunaj islamanoj, finis siajn vivojn kredante, ke Dio kreis homon por iradi sur la grundo, kaj tiuj, kiuj interesiĝis al flugado tiel, kiel la anĝeloj en la ĉielo, tiuj, kiuj malhelpis la pacon de la ĉielo, iam estos punataj.

________
(1) Florina – urbo en norda Grekujo apud la bordo de Norda Macedonujo. (2) hoĝao – aŭ imamo, teologo kaj kultoficanto de moskeo.
(3) Monastir – urbo nuntempe en Norda Macedonujo, kies nuntempa nomo estas Bitola.
(4) Bejoglu – Dstrikto kaj la ĉefa strato de tiu distrikto en Istanbulo, pli okcidenteca, kie troviĝis kinejoj, teatrejoj, restoracioj, kaj amuzejoj.
(5) ponto de Galata – Galata estas distrikto apud la Ora Korno en Istanbulo sur kiu troviĝas ponto kun la sama nomo.
(6) Yesilkoj – distrikto de Istanbulo kie oni konstruis la unuan flughavenon.
(7) Hafiz – estas tiu, kiu parkerigis la Koranon, ĝi ankaŭ estas homo kiu kantas preĝojn
(8) Tripolo – urbo en Libio en norda Afriko kie okazis bataloj dum la Unua Mond Milito.

Tradukis Vasil Kadifeli

* Elĉerpita el la rakontaro “Makedonio 1900” de Neĝati Ĝumali.

Necati Cumalı

Necati Cumalı (1921-2001) estis turka verkisto de noveloj, mallongaj rakontoj, eseoj, kaj poemoj. Li naskiĝis ĉe albana familio en Florina, nuntempa Grekujo. Lia familio poste ekloĝis en Urla, İzmir laŭ la popolŝanĝo interkonsento inter Turkujo kaj Grekujo (1923)

Unue aperis en “Buletini” BULTENO DE LA ALBANA ESPERANTO – INSTITUTO – #143 – majo junio

Poste aperis en Turka Stelo revuo, #43 julio 2019

Yapay Diller / Esperanto Ve Diğerleri

Fanzin dünyasının içinde olanlar mutlaka Mehmet Fatih Balkı ismini duymuştur. Parantez İçi Fanzini çıkarıyor, birçok fankitte fankit başılığı yapıyor, Efe Elmastaş’la Hızlı Hızlı Muhabbeti programını hazırlıyor, Fanzin Apartmanı’nda yeni çıkan ürünler hakkında yazılar yazıyor. Ayrıca yerli bilimkurgu yazarlarının ve okurlarının da iyi tanıdığı bir isim kendisi. Lagari Bilimkurgu Fanzini ve Lagari Bilimkurgu fankitlerini basıyor. Kısacası Balkı, bitmeyen enerjisiyle hem fanzin dünyası hem de yerli bilimkurgu edebiyatı için sürekli çabalıyor ve bu alanlara katkı sunuyor.

Balkı, “Yapay Diller” fankitiyle tekrar aramızda. Aslında, birçoğumuzun merak ettiği bir konu üzerine çalışmış ve doyurucu bir fankit ortaya koymuş. Fankit, dillerin ortaya çıkışıyla başlıyor. Babil Kulesi efsanesinden bahsediliyor ve tek tanrılı dinlere göre dillerin doğuşunu açıklıyor. Burada, Babil Kulesi’nin yıkılışının anlatıldığı Eski Ahit’ten (Tevrat) alıntı yapması okurlar açısından çok faydalı ve etkileyici olmuş diyebilirim.

Sonra, bilinen ilk yapay dil olan ve 1574 yılında Muhyi-i Gülşeni tarafından yaratılan “Baleybelen” yani “dilsizlere dil veren” dili hakkında bilgiler veriliyor. Özellikle ilk yapay dilin bu topraklarda doğmuş olması hepimiz için hem şaşırtıcı hem de gurur verici.

Bir sonraki dil ise 1879’da Johann Martin Schleyer tarafından kurgulanan “Volapük” dili. Bu dil kendi döneminde epey ses getirmiş ve yüz binlerce insan bu dili öğrenmiş. Ancak süreç içerisinde gücünü kaybetmiş.

Ve daha sonra, şu ana dek dünyanın en başarılı ve en yaygın yapay dili “Esperanto”ya sıra geliyor. 1887’de göz doktoru Zamenhof’un dünyaya armağan ettiği bu dil üzerine okura ayrıntılı bilgiler sunuluyor.

“Esperanto Türkiye” sayfasını yöneten, Esperanto dilindeki aylık e-dergi “Turka Stelo”yu çıkaran, değerli Esperantist, Vasil Kadifeli ile uzunca bir söyleşi yer alıyor. Kadifeli; Esperanto dilini, dilin doğuşunu, dünyadaki ve Türkiye’deki konumunu, önemini ve diğer yapay dillerden farkını anlatıyor. Ayrıca, söyleşinin ardından Vasil Kadifeli’nin bu fankit için çevirdiği, iki Nazım Hikmet şiiri yer alıyor. Şiirlerin hem Türkçesi hem de Esperantocası okunabiliyor.

Son olarak, bilimkurgu edebiyatı ve fantastik edebiyat alanlarındaki yapay dillerden konu açılıyor: Star Trek’teki Klingon ve Yüzüklerin Efendisi’ndeki Elf dili için kısa bilgiler veriliyor.

“Yapay Diller” fankiti, okura yeni bilgiler veren ve okuru geliştiren bir eser. Öğretici bir yanı olduğu, okura bir şeyler kattığı kesin. Fankit hakkındaki tek eleştirim ise bir Esperantist olsam da, Esperanto’ya fazlaca yer verilmesi. Esperanto dilinin en başarılı yapay dil olması sebebiyle fankitte yer kaplaması normal; ancak fankitin çoğunun Esperanto hakkında olması, “Keşke, fankit sadece Esperanto hakkında olsaymış,” diye düşündürttü beni.

Bu arada; kapağı hazırlayan Efe Elmastaş’a, fankit başı Yasin Gül’e ve düzeltmen Serkan Üstündağ’a da teşekkür etmeyi unutmayalım.

Ve yazımızı çok sevdiğim bir sloganla sonlandıralım: Fanzin Yürüyor!

FANKİT: Yapay Diller -Mehmet Fatih Balkı (PDF İNDİR)

ruhşen doğan nar

Kaynak: https://fanzinapartmani.com/fankit-yapay-diller-esperanto-ve-digerleri/

Bir umudun dili, Esperanto

Esperanto öğrendiğimi söyleyince, insanlar çoğunlukla şu soruyu soruyor: “Esperanto hangi millete ait?” Cevabım üç aşağı beş yukarı şöyle oluyor: “Esperanto herhangi bir millete ait değil, tüm insanlığa ait.” Bu cevabın kendisi bile beni fazlasıyla mutlu ve memnun ediyor.

Bir İngilizce öğretmeni olarak, Esperanto’yu benim için cazip kılan şey tarafsızlığı. Esperanto hiçbir millete ait olmadığı için, herkesin yabancı dili ve herkese eşit mesafede. Böylece, İngilizce gibi dillerde yaşadığımız kültür emperyalizmi sorunu Esperanto’da yok. Bu arada, anadili Esperanto olan insanlar da var.

L.L. Zamenhof’un 1887 senesinde insanlığa armağan ettiği Esperanto, büyük insanlık ailesini binlerce parçaya bölen dil duvarını yok etmeyi amaçlıyor. Esperanto’nun amacının, tüm insanların anadillerini bırakıp sadece Esperanto konuşması olduğunu düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Esperanto, tüm insanların rahatça öğreneceği ve kullanacağı bir ikinci dil olmayı hedefliyor.

Yıllar yıllar önce Zamenhof’un ortaya koyduğu bu hayali şu anda milyonlarca insan paylaşıyor. Dil doğal olarak, bir canlı varlık gibi yıllar geçtikçe değişiyor ve zenginleşiyor. Tabii, Esperanto’nun diğer dillere göre en büyük üstünlüğü olan, dilbilgisi kurallarının sabit ve istisnasız olması özelliği asla değişmiyor.

Özellikle son yıllarda internetin yaygınlaşması ile tüm dünyada Esperanto öğrenenler çoğalıyor. Bu arada, Esperanto’nun bir başka güzel yönü ise kısa sürede, tek başına, para harcamadan öğrenebileceğiniz bir dil olması.

Esperanto öğrenmek isteyenlere Facebook’taki “Esperanto Türkiye” grubuna üye olmalarını öneriyorum. Türkiyeli Esperantistler size ihtiyacınız olan tüm yardımı ve kaynakları seve seve sağlayacaktır.

Tüm dünyadaki okullarda, öğrencilere sadece bir yıl boyunca Esperanto öğretilmesinin bile dünyadaki yabancı dil sorununun büyük oranda çözülmesini sağlayacağını düşünüyorum. Çünkü bir yıllık bir Esperanto eğitimi sonunda, öğrencilerin kolayca orta seviyeye ulaşacağını ve kendini ifade etmeyi başlayabileceğine inanıyorum. Bu şekilde, yabancı dil öğrenimi için harcanan hem vakitten hem de paradan tasarruf edebileceğimiz fikrine sahibim.

Son olarak, 15 Aralık 2018’de İstanbul’da gerçekleştirdiğimiz “1. Türkiye Esperanto Toplantısı” hakkında bilgi vermek istiyorum. 15 Aralık, tüm dünyadaki Esperantistler için önemli bir gün, çünkü L.L. Zamenhof’un doğum günü. Toplantı da hem Türkçe hem de Esperanto dilinde sunumlar yapıldı. Vasil Kadifeli, Ege Madra, Fatma Erdoğan, Can Zamur ve Murat Özdizdar sunum yapan isimlerdi. Ben de toplantıda, nasıl Esperanto öğrendiğime dair, Esperanto dilinde kısa bir sunum yaptım. Emeği geçen herkese bir kez daha teşekkür ederim. Eğlenceli ve faydalı bir toplantıydı. Bir sonraki toplantıyı şimdiden heyecanla bekliyorum.

Ruhşen Doğan NAR

Yazının içinde yer aldığı “Parentez İçi Fanzin” dergisini indirmek için:
http://fanzinapartmani.com/buradayim-ve-sizi-duyuyorum-pazantez-ici-fanzin-7-sayi-pdfli/






İnsanlığın Ortak Dil Denemesi: Esperanto

Esperanto

Saluton!

Hikâye, 19. yüzyılın sonlarında başlıyor: 1859 doğumlu Ludwik Lejzer Zamenhof, Çarlık Rusya’sındaki Bialystok şehrinde yaşamaktadır. Bu şehirde birçok farklı millet bulunmaktadır ve halklar arasında ciddi bir dil engeli vardır. Bu durumdan çok rahatsız olan genç Zamenhof, insanları birbirinden ayıran dil duvarını yıkmayı kafaya koymuştur. İnsanların kolayca öğreneceği ve hızlıca kullanmaya başlayabileceği bir dil yaratmak en büyük hayalidir. Dünyayı kasıp kavuran savaşların ve anlaşmazlıkların böylece sona ereceğini düşünmektedir. Babasının, bir yabancı dil öğretmeni olduğunu ve okullarda Almanca ve Fransızca öğrettiğini de unutmamak gerek. Zamenhof’un kendisi de birçok dil bilmektedir ve ömrü boyunca yeni diller öğrenmiştir.

Türkiye’deki Esperantistlerin neler yaptığını takip etmek isterseniz, şu adresten bilgiler edinebilirsiniz.

Zamenhof’un, lise dönemlerinden itibaren, yapay bir dil üzerinde çalışmaya başladığı söylenmektedir. Hatta o zamanlar yarattığı dili, sınıf arkadaşlarına da öğretmiştir. Babası bu durumdan hoşnut değildir. Oğlunun, dillerle uğraşmak yerine tıp okumasını ve doktor olmasını istemektedir. Zamenhof, babasının isteğini yerine getirmiştir. Tıp eğitimi alarak göz doktoru olmuştur. Ancak dünyayı değiştirecek bir yapay dil oluşturma niyetinden de vazgeçmemiştir. Lisede yarattığı dilin eksiklerini fark etmiş ve yeni bir yapay dil geliştirmiştir. 1884 yılında tüm dünyanın, Esperanto olarak tanıyacağı dil hemen hemen son halini almıştır.

Esperanto’yu insanlığa tanıtmanın vakti gelmiştir; ancak Zamenhof’un, “İlk Kitap” anlamına gelen “Unua Libro“yu basacak maddi gücü yoktur. 1887 senesi Zamenhof için çok önemli bir yıl olmuştur: Bir yıl önce tanıştığı ve aşık olduğu Klara Zilbernik’in maddi desteğiyle 26 Temmuz’da “Unua Libro” basılmış ve 9 Ağustos’ta Klara ile evlenmiştir. Bu arada, “Unua Libro”da temelleri atılan dile Zamenhof, “Uluslararası Dil” anlamına gelen “Lingvo İnternacia” adını koymuştur. Rus dilinde basılan kitapta Zamenhof, Doktor Esperanto mahlasını kullanmıştır. Esperanto, umut eden anlamına gelmektedir. Süreç içerisinde bu yapay dil, yazarının adıyla anılır olmuş ve böylece “Esperanto” adını almıştır. Lehçe, Almanca ve Fransızcaya çevrilen “Unua Libro”, Esperanto’yu yeni insanlara ulaştırmıştır. Daha sonra, 1888’de “İkinci Kitap” anlamına gelen “Dua Libro” yayımlanmıştır. Bu kitap, tamamen Esperanto dilinde yazılan ilk kitap özelliğini taşımaktadır.

Avrupa başta olmak üzere dünyanın dört bir köşesinde insanlar Esperanto öğrenmeye başlamıştır. 1905’de Fransa’nın Boulogne-sur-Mer şehrinde ilk Dünya Kongresi gerçekleştirilmiştir. Kongreye 20 ülkeden, 688 kişi katılmıştır. Zamenhof, Esperanto dilinde uzun bir açılış konuşması yapmıştır. Şaşırtıcı olan şey, dünyanın dört bir köşesinden gelen insanlar rahat ve akıcı bir şekilde Esperanto dilinde konuşarak birbirleriyle anlaşmışlardır. Kongrede, Zamenhof’un yazdığı, “Esperanto’nun Temeli” anlamına gelen “Fundamento de Esperanto” kitabı incelenmiş ve “Boulogne Deklarasyonu” olarak kabul edilmiştir. Bu kitap, Esperanto’nun temelini oluşturmaktadır ve Deklarasyon ise bu temelin hiçbir şekilde değiştirilmeyeceğini garanti altına almaktadır. 1906’da İkinci Dünya Kongresi, İsviçre’de gerçekleştirilmiş ve kongreye 1200 kişi katılmıştır. 1908’de “Uluslararası Esperanto Derneği” anlamına gelen “Universala Esperanto Asocio” kurulmuş, böylece dünyanın en popüler yapay dili olma özelliğini kazanan Esperanto, hayata gözlerini açmış ve sağlam adımlar atmıştır.

Dilin Yapısı

Esperanto, istisnasız 16 dil bilgisi kuralına sahiptir ve yaratıldığı ilk günden bugüne bu kuralların hiçbiri değişmemiştir. Dil öğrenenler için baş belası olabilen zor dil bilgisi kuralları, Esperanto’da yoktur. Böylece, Esperanto öğrenenler dil bilgisi kurallarıyla zaman kaybetmezler.

Kelime haznesi ise Latince başta olmak üzere Avrupa dillerinden alınan köklerden oluşmaktadır. Bu yüzden, Avrupalıların veya Avrupa dillerini bilenler, Esperanto dilini çok daha hızlı öğrenebilir. Bir dil, doğal olarak sadece köklerden oluşamaz. Esperanto dilinin en yaratıcı özelliklerinden biri, ön ekler ve son eklerdir. Köklere ön ve son ekler ekleyerek birçok kelime oluşturulabilir. Bu sayede, kelime öğrenmek çok daha rahat bir hal alıyor. Örneğin, “Unua Libro“da Zamenhof, 900 kök yayımlamış ve bundan on binlerce kelime türetilmiştir.

Ayrıca, Esperanto yazıldığı gibi okunan bir dil olduğu için telaffuz sorunu yoktur. Şu kelime nasıl okunur, şu ses nasıl çıkarılır derdi hemen hemen hiç bulunmamaktadır.

Yaşayan Bir Dil

Esperanto dilini, 2 milyona yakın kişinin bildiği ve 250 bin kadar insanın kullandığı tahmin edilmektedir. Dünyanın dört bir tarafında Esperantistler ve Esperanto dernekleri, kulüpleri bulunmaktadır.

Merkezi Hollanda, Rotterdam’da bulunan“Universala Esperanto Asocio” her yıl farklı bir ülkede Dünya Kongresi düzenlemekte ve kongreye birçok ülkeden bini aşkın Esperantist katılmaktadır. UEA‘nın gençlik kolu olan TEJO da her yaz Avrupa’da kongre gerçekleştirmektedir. Ayrıca, yıl boyunca eğitimler, konferanslar, etkinlikler düzenlenmektedir.

Couchsurfing’in fikir babası sayılabilecek “Pasporta Servo” sayesinde dünyadaki Esperantistler diğer Esperantistleri evlerinde misafir etmekte ve onlara şehri gezdirmektedir. Bunun sonucunda, Esperantistler birbirini tanır; dostluklar kurulur.

Esperanto dili bir ırka, millete veya ülkeye sahip olmasa da, kendine ait bir bayrağı ve marşı vardır.

Son yıllarda internet ve sosyal medya sayesinde Esperanto öğrenenlerin sayısı dünya çapında artmaktadır. Özellikle, dil öğrenme programı Duolingo aracılığıyla birçok genç, Esperanto öğrenmiş veya öğrenmektedir.

Kişisel Deneyimim

Esperantoyu ilk kez lise yıllarında duymuş ve öğrenmeye heveslenmiştim. Ancak o zamanlar yardım alabileceğim kimse olmadığı için vazgeçmiştim. Geçen yıl, Facebook’taki “Esperanto Türkiye” grubu sayesinde dili öğrenmeye başladım. Gruptaki yardımsever Türk Esperantistler, dili öğrenmek isteyenlere gerekli tüm kaynakları sağlıyorlar. Her zaman yardım etmeye hazırlar. Eğer Esperantoyu merak ediyorsanız veya öğrenmek istiyorsanız, Esperanto Türkiye Facebook grubuna üye olmanızı öneririm.

Bir ay içinde Esperanto’nun temelini öğrendim diyebilirim. Üç ay içerisinde Esperanto dilinde orta seviyeye ulaştım. Hatta 15 Aralık 2018’de İstanbul’da gerçekleştirilen “Zamenhof Günü“nde Esperanto dilinde kısa bir sunum bile yapabildim.

Şu anda Esperanto dilinde kitaplar, dergiler, haberler okuyabiliyor; radyo yayınları dinleyebiliyor; videolar izleyebiliyor ve dünyadaki diğer Esperantistlerle iletişim kurabiliyorum. Esperanto seviyemi geliştirip yurt dışındaki buluşmalara katılmayı hedefliyor ve bir gün Esperanto dilinde bir şeyler yazmak istiyorum.

Ğis la revido!

Yazar: Ruhşen Doğan Nar

Kaynak:
https://www.bilimkurgukulubu.com/genel/inceleme/insanligin-ortak-dil-denemesi-esperanto/

%d blogantoj ŝatas tiun ĉi: